AYŞE BİBİM

Ayşe bibimin hayatı, başlı başına bir maceradır. Baba ocağındaki o ilk günlerini bilemem. Hafızamı yokluyorum, biz çocukken Dereboğazı’nda gelindi. Hatırımda kalan onu orada ziyaret etmemizdi. Seher ile Gülperi o günlerin tatlı hatıraları kaldı.

O ziyaretlerin birinden dönerken yaşadığım kaza, çocukluğumun en acı ve zor yanıdır. Yolda yürürken, Tahsinin konağı yakınlarında yıkılmış, omamın üzerine düşmüşüm. Yerdeki bir taş etimi fena halde ezmişti. Hemen kalkıp yürüyememiş, Ayşe ablama ve kardeşim Elif’e "Siz gidin, ben yavaş yavaş gelirim" demiştim.

Bir süre dinlendikten sonra adım adım eve zor varabildim. Geçer umuduyla kimseye açmadım bu yarayı. Çocukluk işte. Lakin iyileşmek ne mümkün, ezik yer kısa sürede iltihap oluşturmuş, üstüne basamaz hâle gelmiştim. Doğru Maraş’a, hastaneye kaldırıldım ve ameliyat masasına yattım. Küçücük bir düşüş, başıma uzun süre unutamayacağım bir dert açmıştı. Hatıralarımda geniş olarak yazdım o macerayı.

Her neyse... Zaman akıp gitti ve bibim, Sır’lı bir inşaat ustası olan Hasan Tıraş Bey ile evlenerek Adana’ya yerleşti. Bu mutlu evlilikten çocukları dünyaya geldi; hafızamda kalanlar Yüksel, Songül ve Ramazan... Bir de Hasan Bey’in ilk evliliğinden olan kızı Fatma vardı ki; hizmet ehli, masum duruşlu, güler yüzlü ve son derece sevimli bir kızcağızdı. Kardeşler arasında üvey evlat olduğunu kimse bilemeyecek kadar uyumlu yaşar, oynar gülerlerdi. Bibimin bu yönünü takdir ederdim.

Adana’ya her yolumuz düştüğünde muhakkak bibimi ve o kalabalık, neşeli ailesini ziyaret ederdim. Belki biraz da gurbette olmasındandır, çok severdim onu. O da bizi sever, tatlı dili güler yüzü ile hoş ağırlardı.

Onun bir farklı yanı da yöneticilik kabiliyetiydi. Ailesinin rızkına katkı sunmak için o da çalışır, işçi çavuşluğu yapar, kalabalık ailenin geçimine katlı sunardı. Hatta büyük şehirlerde olağan olduğu üzere, ailecek çalışkan bir ocaktı burası.

Kocasını da severdim; beyefendi bir insanlıktı. Sessiz ve sakindi. Bizi hep çok iyi karşılar, kıymet verirdi. Yaşıtım olan çocuklarıyla da ayrı bir bağımız vardı. O zamanlarda onlar da beni sever, sayarlardı.

Yıllar geçtikçe meşakkatler arttı, çocuklar büyüdü evlenip yuva kurdu, yollar ve hayatlar dağıldı. Kızı Seher kiracıları Antepli bir gençle evlendi. Gülperi mahallesinden birisiyle yuva kurdu diye duydum. Yüksel, Fatma halamızın oğlu Mehmet ile evlendi; Fatma ise Adana’dan bir gençle hayatını birleştirmiş. Hatta duyduğum kadarıyla bir kızları Fatma halamın oğlu Halil Efendi’nin oğluyla evlenip Maraş’a gelin gelmiş. Fakat sonra ayrılmışlar.

Hayatın getirdiği bu ayrı düşüşler, mesafeler yüzünden şimdi kimin nerede ne hâlde olduğunu tam olarak bilemiyorum. Ancak hep dua ediyorum. Allah Teâlâ herkesi evinde, çoluk çocuğuyla mutlu, bahtiyar eylesin.

Şimdi, dedemin evlatlarından geriye sadece iki bibim kaldı hayatta: Biri Döndü, diğeri Ayşe bibim. Her ikisine de, evlatlarına da en kalbi dualarımı gönderiyorum. Allah ömürleri süresince sağlık, mutluluk ve iman selameti versin. Bizim için de, onlar için de ecel kapıyı çaldığında bu dünyadan yüz akıyla, huzurla ayırsın.

Amin.