Hatıralar

Durna Mehmet Emmim

Tavukçu Ali emmiye diyor ki, “Durna Mehmet varken korkar,  ezan okuyamazsın, mikrofonun yanına bile yaklaşamazsın”. O da “Ben kimseden korkmam, istesem okurum” diyor. Hatta bir gün kışkırtmalarına dayanamayan Ali emmi “Nasıl okuyamam? Okuyum da gör!” diyerek mikrofonun başında nöbet bekledi. Emmim geldi, şöyle bir durdu, ters ters baktı ama daha fazla bir şey de yapmadı.

Durna Dedemin Kızları 1

Kız çocukları Elif, Kesmeltepe köyüne gelin gider. Biz ona “Güççük Bibi” deriz. Ben maalesef çocukken az bilgimden ötürü yakınlığını takdir edemezdim. Oysa o bizi her gördükçe çok severdi. Ben de hayret ederdim, “Bizi bu kadar niye seviyor?” diye. Bilmemek kötü bir şey! Bir iki kere köyüne gidip ziyaret etmişliğimiz vardır. Aklımda kalan tatlı dilli, güler yüzlü bir hanım oluşudur. Kadere bak ki bir oğluna Çerkez Mehmet emmimizin büyük kızı Emine’yi almış, onun oğluna da Mustafa abim kızı Filiz Hoca Hanımı gelin etmiştir. Soyadları Çayır olan bu aile ile zaman zaman yollarımız kesişir.

Bekir Efendiyi Vururlar      

Geliyorlar ki yaralı adam yok. Kan izlerini takip ediyor ve suya gittiğini anlıyorlar. Koşarak suya vardıklarında sahiden adam orada yatmakta ve can çekişmektedir. Tüfeklerini tekrar doğrultuyorlar.

Rahmetli Bekir Efendi “Yapmayın arkadaşlar. Bak ben sizi tanıyorum. Siz de beni tanıyorsunuz. Aha şu Kızıleniş’te az hayvan gütmedik sizinle. Her neyse, olan oldu. Ben bu yaradan ölmem. Beni vurmanıza gerek yok. Emin olun ben sizi ele vermem. Siz de yok yere katil olmayın” der.

Durna Kayenin Erkek Çocukları

Bugün aynı yerde yenisi olan evi camiye yakın olduğu için sabah vaktinde en erken o gider, camiyi aydınlatır, evinden götürdüğü odunlarla sobasını yakar, içeriyi ısıtmaya çalışır. Hatta bu yüzden odunları getiren oğlu ile zaman zaman sorun yaşasa da çok aldırmaz. Evlatlarına karşı çok merhametlidir. Hıdırlardan olan Hatice Hanım ile evlidir. Hanımı biraz sert huyludur. Yer yer sesini yükseltse...

Evladını Tanıyamamış

Hayatta hoşuma giden laflardan birisi de dedemin bu “adam kocarsa her yeri birden kocarmış” sözüdür. Her konuda yeri geldikçe bu sözü ben de tekrar etmekten hoşlanıyorum. Mübarek çilingir anahtarı gibi her kapıyı açıyor.

Durna Kaye

Rahmetli Mırrık Ahmet emmiden duymuştum: “Senin büyük deden Durna Kaye, bir mecliste konuşmadan önce, bakardık ki boğazında kıpırdamalar olurdu. Yani söyleyeceğini önce içinden söyler, mahzur görmezse ondan sonra dışından söylerdi.”

Sülale Kavramı

Benim sülalem dediğim zaman haliyle aklıma önce baba tarafım geliyor. Çünkü bizim inanç ve örfümüzde sülale erkekten devam eder. Bunun bir istisnası vardır, o da Resülullah (sav) Efendimizdir. Çünkü O’nun sülalesi kızı Fatıma annemizden gelmektedir. Ancak ana tarafı da önemlidir kuşkusuz. Hem akrabalık ve sıla-i rahim yönünden, hem de hayatımızdaki yeri ve etkisi bakımından.

Hamamda Bir Zındık!

Neyse, ben bu “peştamal” kelimesini okuyunca kendi kendime gülmeye başladım. Etrafımdaki dostlar “Neye güldün?” demezler mi? Her ne kadar “Peştamale güldüm” dediysem de yakamı bırakmadılar: “Peştamale sebepsiz gülünmez. Elbet bir sebebi var, anlat bakalım” dediler. Biz de çaresiz...

Peştamal Deyince...

. Bilirsiniz, askerlikte her şeyin bir kuralı vardır ya, hamamın da bir kuralı varmış. Ben topluca hamama gitmek istemedim ama dediler ki: “Yönetmelik gereğidir; bu peştamali mecbur giyecek ve hamama gideceksin.”

Etrafımızda yüksek tahsilli bir sürü adı Müslüman, kendisi yaşayışça fasık tipler vardı. Tutturmazlar mı:

— Biz peştamal kullanmayız. Bu gericiliktir!

— Ya nasıl yıkanırsınız?

— Çırılçıplak... Ne var bunda?

Dalgınlığın Bu Kadarı

Rahmetli bacanağım Ahmet Efendi kasaptır, hac zamanı görevli olarak gider bazen. Bir sene yine gitmiş, hem kasaplık yapmış hem de haccını îfâ etmişti. Dönüşünde ziyaretine gittim. Laf lafı açtı. Meğerse başlarında hem görevli hoca, hem de “kasapbaşı” olarak bu hocamız varmış ve yolda onlara şunu da, başkalarını da anlatmış. Ben niye anlatmayayım ki? Ha, bu arada hakkında sağlığında bir yazı serisi yayınladım. O esnada bunun yayın iznini de aldım.

Sayfalar