Kocanam, fakir bir ailede gözlerini açar ve çalışmaya başlar. Garip geldiği dünyada çok garip işlerle karşılaşır. Başına gelen ilk garip iş, herhalde evlendirilmesidir. Anamın anlattığına göre, çok çok küçükken devleti kandırmak amacıyla emmisinin oğlu Ömer ile evlendirilir. Sebebi, Ömer’in anası babası küçükken ölür. Kocanamın anası babası aralıkta kalan Ömeri bit boğarken acırlar ve yanlarına alırlar. “Ömer’i yanımıza alalım, bizim kızla da evlendiririz. Hayvanlarımızı güder, bize yardım eder” diye düşünürler. Köy yerinde çocuğa her zaman ihtiyaç vardır.
Zamanı gelince genç Ömer’e bunu teklif ederler. Ömer dünden razıdır. “Elif ile evlendirmeseniz bile yanınızda yaşar, davarlarınızı güderim” der. Günler geçer, Ömer daha da büyür. Kırk tane sağılı davarları olur ailenin köneden (açılmamış çebiş) başka. Derken askerlik çağına gelmiştir. Kocanamın babası Mehmet Efendi der ki: “Devlet yeni evlileri askere almıyor. Kız da küçük ama formalite icabı evlendirelim. Yaşı müsait oluncaya kadar yine yanımızda kalırlar ama zifafa girmeden ayrı yaşarlar.”
Hanımı da uygun görür ki, yedi sekiz yaşlarındaki Elif’i, keçi gütmeden çağırırlar. Üstüne ve ayağına iki kırmızılı elbise giydirir ve gelin eşeğine bindirirler. Tabi bu devleti kandırmak için yapıldığından, öylesine bir evliliktir. Gerçekte karı koca hayatı yaşamazlar.
Gelin olmuş kıza anası düğün töreninden sonra der ki: “Kızım Kabaktepe’deki oğlaklara bak, Karatarla’daki ekinlere varmasınlar.”
Çocuk gelin kırmızı gelin başlığı ile koşar gider. Bir kopmaya Kabaktepe’ye varır. Gelinlik başlığı fıldır fıldır sallanıp oynamaktadır.
Ama devlet ne kadar dara düşmüş ki, yine de çağırırlar askere Ömer’i. Ömer el öper, helallik alır, verilen harçlığı cebine koyar ve veda ederek gider. Evdekiler arkasından baka kalırlar. Böyle olmayacaktı niyetlerine göre. Acırlar Ömer’e ve içlerindeki sızıyı hafifletmek için koca bir tekeyi kocanama vererek “koş, şunu Ömere yetiştir. Maraş’ta satsın, harçlığına eklesin” derler.
Kocanam Haraminni’den tekeyle hızlıca iner. Teke bazen hırçınlaşınca kocanamı havaya kaldırır. Çaresiz, Abdi Hocanın evine yaklaşan Ömer’e seslenir.
- Hişşşt Ömer, dur beni bekle.
Ömer duyunca bekler.
- Neci bu teke?
- Sana verdiler, satıp harçlık edicimissin.
Ömer duygulanır bu emmi ikramına. Eğilir, küçük nikâhlısının gözlerinin içine bakar, bakar, bakar ve doğrulur:
- Benim harçlığım var. Bana bol bol yeter. Sen de tekeyi bırak, eve dön. Merak etme, o evi bulur. Yoksa seni toslar, yuvarlanır yaralanırsın.
- Tamam.
Ömer, karısı tepeyi aşana kadar döner döner bakar. Gidiş o gidiş. Bir daha geri gelmez.
Bu o yıllarda gayet normaldir Anadolu’da.
Resmi nikâhlı oldukları için, araştırılsa şehit maaşı bağlama imkânı doğar gariban kocanama. Fakat kimse yardım etmediği için bu imkândan mahrum kalır.
