Dussuz Hoca’nın Hizmeti

Rahmetli Dussuz Hoca, batı köylerinin hocasıydı. Muhterem bir insandı. Gayretli bir hoca, fedakâr bir Allah adamıydı. Çok büyük hizmetleri olmuştur.

Emekli olduktan sonra köyün camisinde imamlık yapan Hoca Efendi, bununla yetinmemiş; yasaklı yıllarda senelerce köyünde çocuk okutmuştur. Bu okutma işi yakın köylerden başlayarak uzak muhitlere kadar duyulmuş, başına bir hayli öğrenci toplamıştır. Onlara bir yandan Kur’an ve tecvit öğretirken, bir yandan da “Emsile, Bina, Maksut” gibi klasik usulde ibtidaî Arapça dil bilgilerini okutmuştur.

Öğrencilerini bildiği kadarıyla okuttuktan sonra onları başka yerlerde başka hocalardan ilim almaya yönlendirir, “bura okuduklarınız ilim deryasından bir damla” dermiş. Domur Hocamı da şehirde kurs açan Süleyman Efendinin Talebelerine göndermiş. Fakat 1960 da darbe olunca onlar da kursu kapatmak zorunda kalmışlar. O zaman Domur Hocam onlara Dussuz Hocayı ve köyünü anlatmış. Kursu orada devam ettirebiliriz demiş. Gerekli görüşmeler yapılmış. Böylece Süleymancıların Dereboğazına gelmeleri Domur Hocam ve Dussuz Hocamın fedakârlıkları ile olmuş. Hikâyenin devamını “Domur Hoca” kitabımızda okuyabilirsiniz.

Bu vesileyle Dereboğazı köyünü tanıyan “Süleymancılar” cemaati, giderek o köyü merkez köy yaparak civarda yerleşmişlerdir. Hoca Efendi Maraş’a göçmek zorunda kalınca bütün bu hizmetler tamamen onların eline geçmiştir. Kur’an kursunu büyütürler ve yıllarca hizmet ederler. 12 Eylül ihtilalinden sonra yeni yapılan kurs binası “Okul Pansiyonu” olarak hizmete devam eder.

Hoca Efendinin onlarla tarikat olarak bir bağı yoktur. Darendeli Abdullah Efendiden bir manevi dersi var mı, doğrusu bunu hiç duymadım. Süleymancılarla bağı sadece din hizmeti bağlamındadır.

Yıllar içinde hocanın köyü bir ilim merkezi olmuştur. Hoca Efendi gelen misafirleri ağırlamış, özellikle Cuma namazı için civar köylerden gelenlere vaaz etmiş, dinlerini anlatmıştır. Ama içten içe kara kara düşünmeye de başlamıştır. Çünkü bir yandan öğrenciler, bir yandan etraftan vaaz ve sohbetlerine gelen misafirlerin ağırlanması ona külfet olmaya başlamıştır. Ayrıca bir bakkal dükkânı çalıştırsa da hocanın geliri giderini karşılayamaz olmuştur.

Hoca Efendi durmadan borçlanıyor, fakat ne gariptir ki etrafı onun bu halini anlamıyor. Sorup soruşturmayı da akıl edemiyorlar. Hoca da kimseye haber veremiyor ama bir gün gelip de altından kalkamayacağını anladığı zaman çaresiz köyü terk ederek Maraş’a göçüyor. Ne yazık ki köylüler buna üzülseler de onun niçin göç ettiğini anlayamıyorlar. Anlayınca da iş işten geçmiş oluyor. Bu da köy yerinde yaşamanın bir cilvesi olsa gerektir.

Bir de anlatmak istemediğimiz hocayı üzen bazı durumlar vardır. Velhasıl son günlerinde yoğun stres altındadır. Bu da adı batasıca bir hastalığı tetikler, kaderi ilahi öyle tecelli eder ve Hoca Efendi gurbet ellerde devasız bir hastalıktan şehit olarak vefat eder.

 

.