Fatma Bibim 1

Dedem Hüseyin Efendi ve ebem Elif Hatunun yedi çocukları olur: Fatma, Esme, Özdemir, Döndü, Hatice, Ayşe ve Yusuf. Bizde halaya “bibi” denir. Yaş sıralarına göre önce halalarımdan bahsedeyim.

Fatma bibim en büyükleridir kardeşlerinin. En olgun, en tatlı dilli, en nazlım ve en hatır gönül güdenleridir aynı zamanda. Bizim eve en yakınları idi bir zamanlar. Kocasına “bunnavlak” derlerdi. Çözümü herhalde “burnu kavlak” olsa gerek. Bize karşı belli bir mesafede ama hep iyi dururdu. Köyde oturdukları sürece evleri bizim oyun alanımızdaydı. Oradan eksik olmazdık. Ayı zamanda anamla da arası iyiydi. Bu açıdan görümceler arasında bir taneydi. Bizimle yaşıt çocukları da vardı.
 
Büyük kızları Şerif ile Gökkız’ın, hatta Elif’in gelin olduklarını ben bilmiyorum. Halil, ağabeyimin yaşdaşıydı. Şükrü ve Duvan da benim. En küçükleri Fatma ise bizden küçüktür. Sevgi dolu, neşeli, şen şakrak çok güzel günlerimiz oldu o aile ile. 

Onların Hartlapdere’de, bizim bağımızın karşısında çok güzel bir bahçeleri vardı. Uzak olmasına rağmen içinde bol sebze ve meyve bulunurdu. Oralarda oynar, dereden balık tutar, bahçeden meyveler yer, üstündeki mağaraya girer ve Kelgaş’a çıkar, şehirden gelecek kamyonları beklerdik. Arkasına tutunup gidecek veya becerebilirsek veya bir yardım görürsek üstüne binecektik. En heyecanlı, en zevkli eğlencelerimizdendi bu.  Bazen ineklerimizi güderdik oralarda. O derenin ve yamaçlarının bin bir hatırası vardır bizlerde. 

Ne oldu, ne düşündüler de Maraş’a göç ettiler bilemiyorum. O zaman bunu sorup anlayacak yaşta değildim. Tekke Mahallesinde küçük bir evleri vardı. Sanırım eski saadetleri de yoktu. Orada da ziyaret ederdim onları. Ben, galiba gurbette yaşamamın verdiği açlıkla çocuklar arasında en fazla ziyaret yapanlardandım. Zira aylardır gözümde tüterdi hısım akrabalarım, arkadaşlarım.
 
Fatma halam iyi bir kadındı.  İki şeyi dikkatimi çekerdi: Birisi kil toprak yemesiydi. Kil toprağını şeker gibi kütür kütür yerdi. Artık vücutta hangi gıda veya mineral eksikse (sonra bir sağlıkçıdan demir maddesi eksikliği diye duydum) onu karşılardı zahir.

Bir de büyük geliniyle hiç geçinemezdi. O zavallıyı biraz ezerdi herhalde. Bize karşı öylesine tatlı dilli, güler yüzlü bir kadın yüzünü ona çevirdiğinde bunu nasıl yapardı anlamazdım. 

Bunda Halil abinin o günkü yaşantısı da belki etkiliydi. Halil abi bir hayli işsiz güçsüz boşlukta gezdi. Onun zahmeti de belki hanımından çıkardı diye tahmin ediyorum. Yaşadığı hayat yüzünden eşini savunacak gücü mü yoktu? Neden bu kavgaları bir türlü bitiremezdi, anlamıyorum. Görülüyor ki ailede birisinin dengesiz yaşaması bütün ailenin düzenini bozuyor. O zaman aileler ancak birlikte olursa yaşayabilirdi. Evden ayrıldığında sudan çıkmış balığa dönecek birisinin içteki kavgayı bitirecek ne gücü olabilirdi ki? 

Sonra duruldu Halil abi, Menzil’e derviş oldu, hayatına yeni bir çekidüzen verdi. Fakat hem dini tahsil ve terbiyeden mahrumiyet, hem de şehirde yokluk içinde yaşamak, insanı etkiliyordu. Şimdi iyi bir insan olarak yaşıyor hamdolsun. Arada bir karşılaşır, eski günleri yâd eder, muhabbetleşiriz.