Hartlap İlicesi Bizim Olsaydı...

Dedemi anlatırken genişçe yazarız; rahmetli uzun yıllar Hartlap İlicesini çalıştırmış. Bizim zamanımızdaki gibi gelip de yıkanan her kişiden günlük para almak yokmuş o zaman. Kendisi gelenlere kalacakları haymayı yapar, yakacak odunlarını sağlar, güvenliklerini ve bazı ihtiyaçlarını karşılar; göçüp giderken de “bahşiş” namına ne verirlerse onu alırmış. Bazen babam da yardım edermiş kendisine.

Bir gün her sene iliceye gelen Tahsildar Abdullah Efendi kendisine demiş ki:

 — Hüseyin’im, şehre geldiğinde bir gün yanıma gel, bu iliceyi sana tapulayayım.

 — Efendi, buna ne gerek var ki? Burayı zaten ben çalıştırıyorum.

 — Olsun, sen yine de gel, burası tamamen senin olur.

 — Anlamıyorum Efendi, burası zaten benim, ben çalıştırıyorum. Kimse gelip de beni buradan kovamaz.

Halk tabiriyle “dağın köylüsüne” laf anlatamayacağını anlayan Tahsildar Abdullah Efendi:

— Sen bilirsin, diyerek mevzuyu kapatmış.

Bunları anlattığında mecliste bulunan emmim ve bazı torunları kaçırdığı fırsattan ötürü dedeme kızarlarken, o da saf haliyle:

 — Ben nereden bileceğim ki devlet var, tapu var, istikbal var... Çalıştırıp gidiyor, emeğimizi yiyorduk o zaman, diyerek kendisini savunuyordu.

Ben dedim ki onlara:

— “Her işte bir hayır var” derler, duymadınız mı?

 — Evet, duyduk. Bu işte ne hayır var hoca? Şimdi köyde fakirlikle sürüneceğimize bütün sülale süper zengin olur, padişahlar gibi yaşardık.

 — İşte hayır da tam burada! Aynen dediğiniz gibi olurdu. İliceden su gibi akan para sizi kudurturdu. Orası bir alkol ve fuhuş yuvası olurdu; sizde de çocuklarınızda da torunlarınızda da ne namaz kalırdı ne oruç. Büyük bir ihtimalle içki, kumar, uyuşturucu ve eğlence bataklığında çırpınır dururdunuz. Sadece siz değil, sizi örnek alan zürriyetiniz de o bataklıkta boğulur giderdi. Etrafınızdaki süper zenginlere bakınız; bu zamanın mal fitnesinden kendisini koruyan kaç kişi var? O malın fitnesini dengeleyecek iman ve takva olmadan insan kendisini ve ailesini koruyamaz. Bunu iyi düşünün de bugünkü imanınıza, namazınıza, niyazınıza şükredin; kıymetini bilin. Allah Teâlâ sizi korumuş ama siz anlamıyor, nankörlük ediyorsunuz. Hele bir dediğimin aksini düşünün: Zenginsiniz ama içki, kumar, zina hep sizde ve çocuklarınızda... Ne din kalmış ne iman. Bunu ister misiniz?

 — Aman aman, istemez! Düşünmesi bile korkunç. İştahımıza limon sıktın be hoca! Şurada ne güzel hayal kuruyorduk. Belki de zengin olunca zekât, sadaka verir, hacca giderdik; mal ile cihad ederdik.

 — Ciddi misiniz?

Bu sorunun arkasından gelecekleri tahmin ettiklerinden hepsi de güldüler. Sözü böylece bağlamış olduk.