Hartlap’ta Komşularımız

Evimizin tam önünde değil de az güney batısında Mırrık Ali Emmininevi vardı. Toprak damlı geniş bir evde otururlardı. Kendisini bildiğimizde dozer şöförü idi. Bu yüzden evinden uzak yaşardı. Arada bir gelirdi, görürdük. Bizimle ilgilenir, değer verirdi. Bu mesleği bıraktığında hala çalışır, elinin emeğiyle geçinirdi. Hartlapdere bahçesinin su arkını yaparken koca kayalarla boğuştuğunu bilirim. Sağlam bir vücudu vardı. Zaman zaman hatıralarını anlatarak bizi hayat hakkında bilgilendirdiği de olurdu. Ondan bir hatırayı zaman içinde şöyle yazıya aktarmışım:

“Çocukluğumuzda ziyaret ettiğimiz büyüklerimiz bize nasihat ederlerdi. Hayatlarında kendilerine rehber olmuş hikmetleri bir damla bal gibi ikram ederlerdi. Bunlar, bir arada bahtiyar ve mutlu yaşamanın altın anahtarları gibiydi.

Mesela Ali Emmi dediğimiz ekmeğini zor kazanan ve helal yemeğe çalışan birisi, hiç unutmam, şöyle demişti: “Ekmeği bölüştürürken çoğunu kendine alanla arkadaşlık etme.”

Müthiş bir hikmet değil mi? Ekmeği bölüştürürken, az kısmını kendinin alması. Bir şeyi paylaştıranın en son payı alması. Suyu dağıtanın en son içmesi. Bunlar çocukken duyduğumuz nasihatlardı ve ikramı, yemek değil yedirmeyi, töhmetten kaçınmayı, dostluk için kalbi korumayı ve fedakarlık yapmayı, hak ve adalet değil, daha da üstünde bir fazilet olarak lütuf ve ikramı, kardeşi tercihi, kendini arkaya alma erdemini öğretiyordu.

Bugün bunları sistem bazında düşünsek, yeryüzünün en faziletli ülkesinin en mutlu ve bahtiyar insanları oluruz değil mi?

Hanımı Duran Bacı, teyzemiz gibi sevdiğimiz çok hatırşinas, çok nazik, çok fedakâr, çok hizmetli, çok güler yüzlü tatlı dilli bir kadındı. Bizi çocuklarından ayrı tutmazdı. Bana göre iki tane en büyük olanları hariç, hepsi arkadaşımız, oyundaşımızdı. Ailecek sık görüşür, hatta her zaman beraber olurduk ve çok severdik birbirimizi. Hala da öyledir. İnşallah ölene kadar bu sevgi ve saygı bitmeyecektir.

Müşahedelerime bakarak kanaatimi söyleyeyim, babamla Ali Emminin arası biz çocuklar kadar sıcak ve muhabbetli değildi. Bunun sebebini bilmezdik. Çünkü hiç dile getirmemişlerdir. Acaba iş güç sahibi adamların biz çocuklar kadar bir araya çok gelmemelerinden mi bu kanıya varıyordum, bilmiyorum. Çok belli olmadığı için sormamızı da gerektirmemiştir bu zamana kadar. Belki de pek basit insanî duygulardandır. Ya da bana öyle geliyordur, bilemiyorum. Takdir edilmesi gereken şudur ki bunu çocuklara her ikisi de hissettirmezdi.

Şu anda Ali Emmi ve Duran bacımız çok yaşlılar. Gelen gidenleri bilmiyorlar. Bu yüzden ziyaret etmek istiyoruz ama bunun onlara bir anlamı yok, sadece zahmeti var. Rabbim afiyet versin, incitmesin, bakan evlatlarına da sabırlar versin. Ahiretlerini mamur eylesin. Şimdi bu yazıyı siteye aktarırken onlar vefat etmişlerdi. Allah rahmet eylesin hepsine de.

Evimizin doğusunda bir tarla, onun altında da Çolaklar otururdu. Duran bacı onların kızı idi. Orada bir ana baba ve üç erkek kardeş yaşardı. Dördüncü kardeşleri askeriyede çalışırdı. Köye gelip gittiğinde bazen konuşurduk. Büyük ve güzel bir evleri vardı. Evlerinin her tarafı yeşillik ve bahçe idi. köyün doğudaki son evleriydi onlarınki. Sanırım aradaki tarlaların koyduğu mesafeden ötürü onların çocuklarıyla sıcak bir ilişkimiz olmadı. Köyümüzde münibüs çalıştıran Adem efendi ise abilerimizin emsaliydi ve mesleğinden ötürü tanırdık. Maalesef yeni yetişen gençlerini tam bilemiyoruz. Ancak Adem Beyin bir kızı, Aişe Ayten hanım okuyacak, eli kalem tutacak ve bizim internet sitemizde bir ara köşe yazarlığı yapacaktır. Oğlu Yusuf doğduktan sonra bizde yazmayı bıraktı. Acaba devam ettirebiliyor mudur, bilemiyorum doğrusu.

Evimizin arka tarafında, yani kuzeybatısında Durna Mehmet Emmimin evi, onun arkasında da Bekir Emmimin evi vardı. O mahalle bizim Durnalarındı. Orada oynar, eğlenirdik. Biraz daha yukarda Demirciler vardı. Onların evleriyle Durnaların evlerini ancak kışları su akıtan bir dere ayırırdı. Şimdi o dereyi çalılarla öte yite yite kaybedip yerini evlerine kattılar. Onların evini geçince bir ucu Öşlü ve Kızılseki’ye çıkan yol vardır. Onun üstünde de Çerkez emmimin ve dedemin evi vardı. Bu iki ev bitişikti o zaman. Sonra yeni yol yaparken gereksiz büklümü öldürmek için araya yeni bir yol girdirdiler. Daha yukarılarda da daha başka komşular ve akrabalar vardı. Köy üç mahalle olarak bölündüğü gibi her sülalenin oturduğu yer onların ismi ile anılarak da bölünürdü. Mesela Çolaklar, Solaklar, Çakallar, Masıtlı, Kuzular, Tavutlar, Arabanlar vs.

O zamanlar köyde bir tane cami vardı. Şimdi dört tane maşallah.