Şimdi size köy ve düğün deyince akla gelen çok enteresan bir olayı anlatayım.
Duyduğumuza göre bir zamanlar Yeniyapan’da gece güreşi varmış. O dönemlerde köylerde bu durum devasa bir hadise; şimdilerin olimpiyatları gibi bir şey... Çevre köylerden insanlar akın akın gelir, büyük kalabalıklar halinde heyecanla seyrederlerdi.
Neyse, bizim Hartlaplılar da kalkıp giderler. Tam o esnada, meşhur pehlivan Bakir Nar’ın babası, köyümüzün karizmatik liderlerinden Durna Mehmet Emmimin kulağına kulağı delik dostları bir haber fısıldar. Meğer ev sahibi köylüler bir cıngar çıkarıp Hartlaplıları bir güzel dövmek için kendilerince sıkı bir hazırlık yapmışlar!
Bunu duyan rahmetli Durna Mehmet Emmim, suyun akışı gibi ağır ve vakur adımlarla hemen meydana çıkar. Abdala işaret ederek davulu susturur, güreşenleri durdurur. Herkes büyük bir heyecanla O’na dönüp "Acaba ne yapacak?" diye beklemeye başlar. Emmim azıcık durup kalabalığı sert bakışlarıyla şöyle bir süzdükten sonra gür bir nara atar:
“Hey Hartlaplılar!”
Heyecan doruktadır. Bu kelli felli adam niye haykırmaktadır? Üstelik yedi düvele değil de sadece Hartlaplılara...
Herkes pürdikkat, can kulağıyla dinlerken rahmetli bir kere daha haykırır:
“Heeeeey Hartlaplılar! Tüfeği olan tüfeğini, tabancası olan tabancasını, usturası olan usturasını, hançeri olan hançerini, değneği olan sopasını hazırlasın ve benden işaret beklesin! Vur lan abdallı, davula; güreş başlasın!”
Zaten yaradılıştan suratı sert bir adamdır. Yine sert adımlarla gidip yerine oturur. Davul, tıpkı oradakilerin yürekleri gibi yeniden gümlemeye başlar; zurna daha bir havalı çalar ve güreş kaldığı yerden devam eder.
Atılan bu gözdağı oku hedefini tam on ikiden vurmuş; böylesi bir güzelliği sabote etmek isteyen hainlerin yüreğine korku salarak bütün sinsi planlarını bozmuştur. Herkes ne olup bittiğini birbirine sorup dururken ama bir cevap alamazken; merakın heyecan kattığı o sinsin gecesi hiçbir olumsuz olay yaşanmadan selametle biter ve herkes sağ salim köyüne döner.
Bu atılan naranın ve top gibi gürleyen haykırışın asıl sebebi ise çok sonra anlaşılır. Emmim bunu orada açık etmemiştir ki, cahiller asabiyet davasına kapılıp durduk yere kendileri bir kavga çıkarmasınlar... Ne akıllı, ne tedbirli adam değil mi?
İşte hikmet ve basiretle tehlikeyi savma taktiği! İşte olayı büyütmeden, cahillere fırsat vermeden, sır saklayarak sözü yerinde kullanma politikası! Caydırıcı güç gösterisi yani... Bu stratejiyi Siyasal Bilgiler fakültelerinde bulamazsınız; buna “halk irfanı” derler. Bu ancak ülkelerin genelkurmay başkanlıklarında bulunabilecek üst düzey bir kurmay taktiğidir: Harbe ordunla ve silahlarınla öyle bir hazırlanırsın ki, düşman bakar bakar da saldırmaktan vazgeçer.
Böylesi zevat köy yerinde çok önemli ve gerekli birer değerdir; eskiden Hartlap’ta bunlardan bolca bulunurdu. Bu yüzden diğer köylüler bayramlarda ve önemli günlerde güreşlerin hep bizim köyde olmasını arzu ederlerdi. Bu irfanın; adalet, denge, barış, huzur, saygı ve ikram dolu gölgesinden bol bol istifade ederlerdi.
Eee, bu kadarcık övünme herhalde hoş karşılanır... Bu yüzdendir ki çevre köylere mensup olanlar, dışarıda kendilerine "Nerelisin?" diye sorulduğunda eskiden hep "Hartlaplıyım" derlerdi. Hatta bu cevapla çok sık karşılaşanlar, "Hartlap kaza mıdır, şehir mi?" diye sorduklarında aldıkları cevap hep şu olurdu: "Eyalettir eyalet!"
Bir zamanlar Hartlap’a bağlı olan etraf köyler önce bağımsız muhtarlık oldular, sonra da birbirleriyle anlaşıp kasaba unvanı aldılar. Hartlap ise hâlâ köydür; kimse onlara yanaşmadı. Çünkü "Hartlaplıların ağırlığıyla başkan hep onlardan çıkar, bize sıra düşürmezler" diye korktular.
Şimdi ise her yer eşitlendi ve büyükşehir belediyesinin birer mahallesi oldu. Ama Hartlap yine aynen eyalettir! Kasaba veya kaza olmaya razı gelmez. Bundan sonra bir şey olacaksa ya şehir olur ya da federasyon... Daha aşağısını kabul etmek zaten bir "eyalet"e yakışmaz, öyle değil mi dostlar?
