Kafasına Sıkmadan Önce

İnsan bir sorar suallenir yahu! Herkes, ispat edilmedikçe suçsuzdur. İnsanlar için aksi görülmedikçe iyidir kanaatine sahip olunur. Bir itimat beslenir. Akıl var mantık var. En olmaz şeyi hemen düşünüp yapmak da neyin nesi? Neden aklına hemen kötülük geliyor ki?

Böyle bir tehlikeyi anam da yaşamış. Çerkez Abdurrahman emmim gece yarısı kaçakçılıktan abisinin eve gelmiş. Bir kere peygamberimiz seferden dönenlerin gece evlerine habersiz gelmelerini hoş karşılamazdı. Kendisi de şehir dışında konaklardı. Çünkü kadın evde kocası yok diye belki ev temizliğini tam yapmaz. Ortalık dağınık olur. Belki kendisi bakımsız olur da kocasının nefretini kazanır, sevgisizliğe sebep olur vs.

Her neyse, biçim kaçakçı emmi gece eve gelir. Yaz günü herkes çardakta, açık havada yatar.  Bakar ki yengesinin yanında birisi yatmaktadır. Kafaları çarşafla örtülüdür. Büyük ihtimalle üvezden sakınarak bürünmüşlerdir. Dikkat eder, ayağında siyah şalvar vardır. “Kim lan bu şerefsiz?” der. Tabancasını çıkarır. Mermiyi namluya sürer ve kafasına yaklaştırır. Beynini dağıtmak üzere iken merakını yenemez. “Kim bu?” diye çarşafı hızlıca bir kaldırır. Birden şok olur ve geriye çekilir. Tabancayı normal haline getirir ve beline koyarken bağırır:

- Lan Çavdar?!

Sese anam da uyanır, yengesi de. Korkarlar önce. Bakarlar ki Abdurrahman.

- Off, bizi korkuttun deli, derler.

- Lan ölümden döndünüz taman. Neredeyse katil edecektiniz beni.

- Olma soyha çıkasıca. Hem suçlusun, hem kızıyorsun!

Meğer anam gelinbacım ile akşama kadar iş tutarlar. O da “bizde yat bari. Sende de kimse yok” der. Anam da kabul eder. Serili döşeğe uzanmışlarken yorgunluktan uyuya kalırlar. Üvezler de üşüşünce ala uykulu başlarını örterler. Ayağında ise iş görürken giydiği kötü erkek şalvarı var. İşte o yüzden neredeyse beynine kurşunu yiyecektir. Allah korur da adam, “kimmiş bu?” diye bir bakar. Yoksa gece iki el silahla iki kadın da ölüp gidecektir…

Acele şeytandandır. Teenni melektendir. İslam olan biteni iyi araştırıp anlamayı, her lafa kanmamayı, haberleri araştırıp ona göre davranmayı emreder. Akılsız mantıksız sersemce hareketleri yasaklar. O yüzden bir şeyin peşine düşüp de araştırmaya başladığımızda olumsuz duygularımızdan sıyrılmalıyız. Sui zandan kaçınmalı, hüsnü zanna bakmalıyız. Adem-i itimat olsa da hüsnü zan terk edilemez.

Çünkü öfkenin ve aceleciliğin ateşiyle atılan tek bir adım, geriye dönüşü olmayan telafisiz yangınlar çıkarabilir. Hakikat genellikle ilk bakışın arkasında, sabrın ve basiretin süzgecinde saklıdır. Ne yazık ki günümüzde de pek çok insan, olayların aslını astarını araştırmadan ön yargıların kurbanı olabiliyor. Oysa hayat, peşin hükümlerle harcanamayacak kadar kıymetlidir. Öfkeyle kalkıp zararla oturmamak; anlık bir şüphenin kurbanı olup hem başkalarının hem de kendi hayatımızı karartmamak için bize düşen, acele şeytanın dürtüsünü bir kenara bırakıp teenni ile soluklanmaktır. Yeter ki öfkemize yenik düşmeyip hakikatin perdesini aralama erdemini gösterebilelim; çünkü teenni ile atılan her adım, insanı hem vicdani bir vebalden hem de büyük bir felaketten koruyan en güvenli kalandır.