Ben bildim bileli dedem dünyaya eğlencelerine ve kalabalık meclislere sırtını dönmüş bir durumdaydı. Ezan okunmadan camiye gider, sonra ya evinde olur, ya da bahçede bulunurdu. Camideki yeri de imamın hemen arkasının sağı idi. Başka yere oturmazdı mecbur kalmadıkça. Malum, imamın tam arkasına ancak alimler oturabilirdi.
Köyümüzde şen şakrak, biraz da muzip, çok şakacı bir öğretmen vardı. Her zaman halkın içinde birisiydi. Hem de namazlı abdestli, bildiğince de dindar birisiydi. Bu yüzden çok sevilirdi. Kiraya oturduğu Kuzu Başlı emminin evi de zaten caminin dibindeydi. İşi olmadığı her namaz vaktinde camideydi.
Namaz öncesi veya sonrası oraya erken gelen veya geç gidenlerle sohbet eder, özellikle de saf ihtiyarları konuşturur, zaman zaman birbirine düşürür, bazen de makaraya alır, kendince işletirdi. İyi bir şey değil ama onları “o sana şöyle dedi” “bu sana böyle dedi” diye çatıştırırdı. Sonra bunu açık eder, hep beraber gülerlerdi.
Gerçi huyunu öğrenenler buna çok aldırmaz, güler geçerlerdi ama bazen dolduruşa gelenler de olurdu. Durna Mehmet emmimi yazarken bir örnek vermiştim ezan okumada. Şimdi de dedemle ilgili bir örnek daha vereyim.
Kazım öğretmen, hotazlığı ve mağrurluğu ihtiyarlıkta bile elden bırakmayan mahallelimiz Cartal Durdu Emmiye bir gün takıldı:
-Cami herkesin malıdır amma Hüseyin Emmi imamın sağını kaballamış, kimseye vermiyor. Sanki kendisinin özel malı. Sen şimdi onun mihrabın sağındaki her zaman oturduğu yerine oturabilir misin?
O da oltayı yuttu hemen:
-Tabi ki otururum. Ben kimseden korkmam!
-Oturamazsın Durdu emmi, boşa laf atma.
-Nasıl oturamaz mışım, bak oturayım da gör.
-Amma o şimdi gelir, yerine oturur.
-Aha ben de şimdi gidip o gelmeden yerine otururum.
Rahmetli dedem biraz sonra geldi ve selam verip camiye girdi. Başta Kazım Bey olmak üzere biz hepimiz de arkasından girdik çok belli etmeden.
Dedem mihrabın yanına vardı. Baktı ki Cartal Emmi adet edindiği yerine oturmuş. Hemen başka bir yere gitmedi, tepesinde biraz dikildi. Saygı gösterip çekilmesini bekledi.
Fakat Cartal Emmi hiç oralı olmadı. Kendini ispat edecek ya!
Dedem de gitti başka bir yere oturdu.
Cartal Emmi Kazım hocaya “gördün mü?” anlamında manalı manalı bakarken, oda kıs kıs gülüyordu. Amma bizim yüreğimiz yerinden hoplamıştı. Çok şükür olaysız bir şekilde bu tehlikeli şaka da atlatılmıştı.
Velhasıl dedemi köyün içinde çene çalarken hiç görmedim ben. Ezan okunmaya yakın camiye gelir, sonra da ev ile bahçe arasında geçen münzevi bir hayat yaşardı.
Bir zamanlar davul nerede “güm” dese orada hemen biten bu adam, bu güzel hale nasıl gelmişti?
Hemen söyleyeyim, Allah Tealanın bu hidayeti, bugünlerde çok konuşulan tasavvuf ve tarikat vesilesiyle gelmişti...
