Bizim köyde evler, zorunlu bir hal olmadıkça her Müslüman yerleşim yerlerinde olduğu gibi kıbleye karşı yapılır. Önde muhakkak bir sofa, avlu veya çardak bulunur.
Rahmetli dedemin evinin önünde de balkon gibi kullandığı bir çardağı vardı. Bir akasya ağacının gölgesindeki bu çardağa otururlardı eşi ve kendisi yaz günleri bahçesinden gelince. Açık havanın tadı ve keyfi başka elbette karanlık odaya göre.
O çardakta aman ne hatıralarımız vardı, sormayın gitsin! Demli çaylar orada içilir, elmalar, erikler, üzümler orada yenir, gelen geçen oradan seyredilir, en son havadisler orada yorumlanır, gelin kaynana dırıltıları, komşu kavgaları orada dillendirilir, akrabalar orada toplanarak divan kurulur, misafirler orada ağırlanır, orada bir pir-i faninin anlattıkları zevkle dinlenirdi.
Ve orada bazen gençler Yavşan dağına bakarak hülyalara dalarlardı…
Bir gün ben de, evlenecek eş aradığım günlerde o çardak üstünde, Yavşan’a bakarken kendimden geçmişim ve hafiften bir türkü tutturmuşum:
Dağları aşan bilir
Yol bulup koşan bilir
Benim derdimden ancak
Bu derde düşen bilir.
Sonuna varınca kendime geldim. “Eyvah ben ne yaptım?” diye hafifçe dönüp çevreme baktım;
Bekir Emmim, Yusuf Emmim, Mustafa Abim, Dursun Teraz rahmetliler ve daha başkaları çıt çıkarmadan beni dinliyorlar.
Tabi manzara enteresandı. Cemal Hoca türkü söylüyordu. Bu duyulmadık garip bir şey olmaktan öte, öldürsen de isteyerek olacak iş değildi onların yanında.
Ben de çok utanmıştım, “ne olacak şimdi?” diye merak ve mahcubiyetle yine dağlara doğru güya bozuntuya vermeden bakarken, “ne zaman gelecek” diye beklediğim kahkahayı bastılar arkadan. Ve ilk konuşan Bekir emmimdi:
- İlgilenin hocanın derdiyle yahu, dedi gülerek.
O çardak hakkında bir şiir yazmıştım sonraları. İşte o şiir:
Çardak
Kuru ekmek bal oluyor anınca,
Geçen günde dev oluyor karınca
Yıllar başa sarık olup sarınca
İnsan anılara nasıl da dalmaz.
Hep dediler amma bizler duymadık,
Yalan dünya sana biz de doymadık.
Heves ile az ateşler kaymadık,
Savrulur dumanlar bir yerde durmaz.
Baban çok büyükse sana ne yarar;
Gömülmüş hikmetten bir fayda mı var?
Bunca ibretleri tarihler yazar
Neden insanoğlu dersini almaz!
Dedem de gitti hey, Bekir emmim de
Çardağın esiyor yeller yerinde
Sen de gideceksin günün birinde
Münzevî bu devran sana da kalmaz.
