Yine bir gün rahmetli dedemin sohbet mürşidi bu mübarek Muallim Efendinin ziyaretine gitmiştik amcam Yusuf Efendiyle birlikte. Söz dedemden, onun mücahedesinden ve gece ibadetinden açıldı. Muallim Abdullah Efendi şunları anlattı:
“Bir ramazanlık günüydü. Yaz mevsimi ve kendisi oruçlu. Bahçesinden incir üzüm toplamış, eşeğe yüklemiş, ta Hartlap’tan Maraş’a getirmiş. Günün bir sıcak saatinde bu çıka geldi. Hemen kendisini oturttum. Yükünü biz çözdük. İncir üzümleri eş dost, hısım akraba, konu komşulara biz dağıttık bitirdik. Ücretini de verdik. Sevindi. Alkışın bini bir para…
Neyse, akşam oldu, iftar, namaz, teravih cami, cemaatten sonra eve gelir gelmez ben:
- Sen yorgunsun, bu gece sohbeti bırakalım, sen hemen yat, dedim.
- İyi olur efendi. Allah senden razı olsun, dedi.
Ben yukarı odama çekilirken içimden dedim ki,
- Acaba bu yorgunlukta bu gece teheccüde kalkabilecek mi?
Baktım, seher vaktinde teheccüd saati gelince maşallah dip diri kalktı. Vazifelerini yaptı. Sahuru beraber yedik. Yarın da köyüne gitti. Hem helal rızık için gayretini, hem de gece ibadetini kaçırmamasını çok takdir ettim.”
Ben bu hikâyeyi dedem adına sevinerek ama kendim adına utanarak dinlemiştim.
