Çok Gülmek

Seferimizin sonuna doğru katılanlarla beraber akşama yakın bir vakitte Kocafakılar köyüne vardık. İmamını tanırdık ve ısrarla bizi davet etmişti. Büyük bir misafir odası ve içi tıklım tıklım dolu. Ne kadar etmeyin dediysek de hemen bir davar kestiler. Biz günlerce sefer halindeydik. Birbirimize olan sevgiden mi, ev özleminden mi, sefer esnasında yaşadığımız çok tatlı hadiselerden hâsıl olan sevinçten mi neyse, çok neşeliydik ve anlattıkça gülüyorduk. 

Hele o gün yaşadığımız bir olay aklımıza geldikçe, maalesef kahkahalarımıza mani olamıyorduk. O gün öğle üzeriydi. Yol üstünde uğradığımız bir durak yerinde bize teleme ikram ettiler. Hep beraber teleme yerken birisi bir fıkra gibi bir olay anlattı. Buna hepimiz güldük. Ancak Mahmut Hocanın ağzında teleme varmış gülerken. İster istemez telemenin hepsini karşısında oturan Ortaokul müdürü arkadaşımız Bekir Ayhan Hocanın resmi ve çok güzel, ütülü, tiril tiril elbisesine ve sinekkaydı tıraşlı yüzüne püskürtmesin mi? 

Zavallı Bekir Bey ne yapacağını bilemez halde şaşkın şaşkın bakıyor. Kızsa kızılmaz, dövse dövülmez. Biz bir iki saniye durduk, amma ondan sonra Allah (azze ve celle) affetsin, zembereklerimiz boşandı. Hayatımda öyle güldüğümü hatırlamıyorum. Karnımız kasıklarımız ağrıyor ama biz gülme krizimize istesek de engel olamıyorduk.

İşte biz misafirliğin verdiği sevinç ve neşe içindeyken olayı yaşayanlardan birisi bu hadiseyi tekrar anlattı mecliste ve buna herkes gibi biz de epey güldük. Amma, koca bir köy odası dolmuş insanlarla. Oralarda her zaman olmayan bir olay bu; hocalar gelmiş ve herkes onları dinleyecek ve istifade edecek. Ben çok gülmenin kalbi öldüreceğini duymuştum sevgili peygamberimizden.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu: 
“Çok gülmeyiniz! Çünkü gülmenin çokluğu kalbi öldürür.” (İbni Mace 4193) 

Ancak gülmek ve ağlamak insan fıtratındandır. Nitekim Allah Teâlâ buyurur: “Doğrusu güldüren de O’dur ağlatan da.” (Necm 43) 

Ancak unutmayalım, Sevgili Peygamberimiz (sav) Efendimiz insanlar arasında iken mütebessim ve neşeliydi. Arkadaşlarının neşesine ortak olurdu. Ashabının asık suratlı olmasını istemez, kâfirlerin İslam’ı kasvetli bir din olarak tanımasından hoşlanmaz, yerinde gülüp eğlenmeyi tavsiye ederdi. 

Gülmenin maddî ve manevî insan sağlığına iyi geldiğini de biliyoruz. Ancak her şeyin aşırısı gibi gülmenin ve eğlenmenin de aşırısı iyi değildir. Bu işte de itidal ve orta yolu tutmak, ifrat ve tefritten kaçınmak gerekir. Bu yüzden çok güldüren ve komiklik yapan aşırı şakacı şahsiyetlerden sakınmak, o türlü meclislerden uzaklaşmak, yeri geldikçe münasip bir şekilde onlara ve onlarla oturanlara nasihatlerde bulunmak gerekir. 

Özellikle âlimler, davetçiler, nasihatçılar ve yöneticiler aşırı gülmekten kaçınmalıdırlar. Zira bu tür gülmelerin kötülüklerinden biri de insanın şahsiyetini sarsar ve gözden düşürür. Böyle durumlarda Allah Teâlâ’yı ve ahireti düşünmek, yüklendiğimiz emanet ve sorumluluğun muhasebesini yapmak faydalı olur. Konuşurken böyle bir durumla karşılaşıldığında sesli olarak Kur’an okumak, manasını açıklamak, konuyu değiştirmek veya zikir, istiğfar ve selavat getirmek iyi olur.

Bunları biliyordum ama maalesef kendime hâkim olamıyordum. Oranın yabancısı olduğum için biraz frenlemeye çalışsam da olmuyordu işte. 

Bu arada cemaati kontrol etmek için etrafa bir göz attım. Herkes gülüyordu, ama meclisin orta bir yerinde diz üstü edeple oturan yaşlı bir adam hem gülmüyor, hem de acı acı bakıyordu bizlere. O bakışlar yaktı beni. Çok utandım. Bütün gülme arzum gitmiş, içimi derin bir hayâ, hacalet ve mahcubiyet kaplamıştı. Başımı öne eğerken o ihtiyar bir şeyler söyledi. Ben duyamamıştım. Yanımdakine: 

-Ne dedi? Diye sordum.

-“Hocalar bu kadar gülmez!” Dedi.

Meclisin havası birden değişti. Uzun bir sükûttan sonra hocalarımız hamdele, salvele ve istiğfar ile sohbete başladılar. Ben, bir köylüye sessizce:

-Kim bu efendi? Dedim. 

-O’na Nedirli’den Mülhim Hoca derler. Hoca değil ama derviş bir adam, dedi.  

Demek Köseli’deki dedemin arkadaşı Mülhim Hoca buydu. Eskiden Oraya “Heyik” derlerdi. Orda hiç sahiplenmedim. Sahiplenecek halimiz mi vardı ki? Neyse tatlı bir sohbet bu acıyı savdı hamdolsun. Biz gecenin sonunda sohbetten feyz ve huzur almıştık, inşallah o da huzurla ayrılmıştır.

Bakınız: