FATMA BİBİM 2

Babamı çok severdi Fatma halam. Kardeşlerinin arasında babamı ve anamı en çok seven hiç şüphesiz o idi. Ama babam, belki her şehre gelişinde resmi veya özel işinin çokluğundan, belki de ayaklarının kırılmasından sonra yanlış kaynamasından kalan çok yürüyünce ağrımasındandır, bacısını o kadar ziyaret etmezdi. En azından taleplerini karşılayamazdı. Bibim bundan şikâyet eder dururdu. Bana kaç kere yarık kulak memesini göstererek şöyle dedi:

“Benim kucağımdan inmezdi. Anam değil, ben büyüttüm onu. Bir gün yoruldum, kucağımdan indiriyordum, küpemi çekene kadar kulağımı yardı. Bak, hala yarık kaldı.”

Belli bir yaştan sonra şehre gitmiş bu yoksul köylü kadını gezme tozma bilmez. Kıyısından derelerin köpürerek aktığı büyük üzüm bağları, içinde her çeşitten meyve ağaçlarını barındıran güzel bahçeleri, cıvıl cıvıl kuş ve bülbül seslerini bırakıp gelmiş, maalesef akşama kadar bir gecekondunun avlusunda bir asmanın altında sinek kovalayarak vakit geçirirdi. Elbette gözleri yolda bir dertleşecek akraba, ya da şimdi bir düş gibi, hayal gibi gelen eski hayatlarını konuşacak bir tanıdık beklerdi. Çok mutlu olurdu böyle birisi gelirse ziyaretine. İlle de babam gelirse…

Kendince terbiyeli ve ilkeli bir kadındı. Şimdi kimden duyduğumu hatırlamıyorum, evlerinde misafirler var, hep birlikte otururlarken laf babam ve emmimden açılır. O zaman çok toy bir genç olan sevgili oğlu Mehmet, babamı öven ama emmimi yeren bir cümle kullanır. Daha sözü bitmeden anasının sert yumruğu ağzında patlar. Gayri ihtiyari sırt üstü yere düşer. Bibim haykırmaktadır:

- Adam oldun da dayılarını mı tenkit ediyorsun ahlaksız terbiyesiz?

Metodu yanlış da olsa bu tepkiyi gösterip bu terbiyeyi veren şimdi kaç ana vardır?

Bazen babamla onu ziyarete giderdik. Kocası “Bunnavlak” enişte babama: “Hoş geldin kayınolan” derdi. Babam bu “kayınolan” lafına nedense çok sinir olurdu. Kafasını sağa sola sallar, bazen de “aha bunun için gelmiyorum işte” derdi.