FATMA BİBİM 3

Ailenin Bir Kusuru

Babamı bu sıla-i rahimdeki kusurundan dolayı tek taraflı suçlayamayız. Çünkü diğer bacıları da onu ziyaret etmezlerdi. Aslında bu meselede ailenin hepsi kusurluydu. Aramızda iki ev ya var ya yok, Döndü bibimi bizim evde bazen senede iki kere bile görmezdik. Kocası emmioğlu Bekir Efendi belki her gün gelir, ama kız kardeşi böyle uzak dururdu abisine.

O yüzden anamın hastalığında evimizden çıkmaz oluşuna, hatta evine gitmeyip yanında yatışına, onu sevip okşayıp “ben sana bakarım” deyişine hayret etmiştik. İnsan nasıl da değişirmiş! Fakat bu durum, her şey kıvamında güzel, zamanında gerek sözünü değiştirmiyor. Ah kendi kusurumuz yüzünden kaybettiğimiz güzel günler ve elimizden kayıp giden mutluluklar.

Hatiç bibim de sanki daha beter. Bayramda olsun insan edesini ziyaret etmez mi? Ayşe bibim zaten gurbette yaşardı. Esme bibim de ahir ömründe sık sık ziyaret etmeye başlamıştı. Bu açıdan en iyisi o gariban bibimizdi. Velhasıl ailecek hepsinin de bu konuda bir noksanları vardı.

Devlet Düşkünü

Rahmetli Fatma bibim çok yoksulluk çekti. Köyündeki o bağlar bahçelerden sonra, bir gecekondunun avlusuna mahkûm oldu devlet düşkünü bibim. İnşallah ahirette gününü görür dünyada yaşadığı yoksulluğunun. Çok çileli, cefalı bir kadındı. Ama çok da vefakârdı.

Çocukluk yıllarımızda o küçücük toprak evinde çok yedik, içtik, yattık. Bizi candan ağırlar, neşeyle konuşurdu. Fakirlikten moral bozucu ve isyana götürücü bir şikâyeti olmazdı. O zamanlar evlatları ile aramız çok yakın ve sıcaktı. Şimdi bunları yazarken içim sızlıyor. Hadi Şerife, Göökız ve Elif ile pek çocukluğumuz geçemdi. Halil abiden bahsetmiştim. Amma Şükrü ve Duvan bizim taydaşımızdı. Az mı oynadık birlikte. Gel gör ki onları görmeyeli yıllar olmuştur. En küçük erkek evladı ise Mehmet efendidir. Bize göre yaşı küçük olunca hep küçük kardeş gibi severdik. O da büyüdü, güzel bir iş sahibi oldu, evlendi çor çocuğa kavuştu. Az da görüşsek hep saygılı, efendi ve huzurlu haliyle çok severiz. Ve en küçük kızları Fatma mahallemizde oturuyor. Kızı bizim apartmanımızdaki Kur’an kursunda. Nadiren de olsa görüyorum. Geçen onunla beraber Göökız Hatice ablası gelmiş. Beni uzun sakalımdan ötürü tanımadı. Ben sahip çıkınca çok sevindi ve çocukmuşum gibi beni öptü sevdi. Başımdan aşağı şaşkınlıkla beraber mutluluklar da dökülmüştü.

Çok İlginç

Bir ilginç olay da şöyle yaşadım. Bir gün kapımız çaldı. Baktım, çarşaflı bir bayan. “Bir dakika” deyip çekildim ve hanımıma “sen ilgilen” dedim. Ayaküstü birkaç dakika konuştular. Sonra bayanı içeriye buyur etti hanım. Kadın beni görünce dedi ki:

- Dayı, kursa gelmiştim. Kapınızın önünden geçerken Cemal Nar yazısını görünce olduğum yerde kalakaldım. Geçemedim bir türlü. Ne olursa olsun, çalacağım kapısını, dedim.

Baktım ki Fatma bibimin büyük kızı Şerif bibimin kızlarından birisi. Canım benim! Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Çok ama çok memnun olduğumu anlatmaya çalıştım. Her zaman beklediğimi söyledim yürekten, ana babasına selamlarımla beraber. Gerçekten de çok sevinmiş ve çok duygulanmıştım. Ne iyi etmişti sevgili yeğenim! Mutluluk bu idi işte…

Evet, bu bibimin veya diğerlerinin oğul ve kızlarını, onların yavrularını yazsak, ayrı bir kitap olur. Mecburen bırakıyoruz. Fakat her biri ile ilgili ne hatıralar taşıyoruz içimizde. Maalesef bizde sevdiğini söylemek adet olmamış. Diyemesek de ne sevgiler besliyoruz içimizde elbette…