HATİÇ BİBİM

Hatiç Bibim

Hatiç bibim, hem sevdiğim hem de şaşırdığım birisidir. Biz onu çok dindar, çok sofu bilir, dindarlığına hayran kalırdık. Elbette öyledir, iyi bir insandır. Ama yer yer, hiç ummadığımız için bizi şaşırdığı durumlar da olmuştur.

Bu, aslında genel bir sorundur. Maalesef çok insan, asıl dindarlığın huy güzelliği olduğunu bilmez. Çok namaz kılmanın, çok abdest almanın, çok tesbih çekmenin, çok sohbet meclislerine gitmenin, ancak ahlak güzelliğine faydası olursa bir menfaati gerçekleşeceğini hesaplamaz. Kötü huyların, ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi ibadetleri yiyip bitirdiğini, sirkenin balı bozup attığı gibi iyilikleri bozup insanı sevapsız bıraktığını anlamaz. Din muameledir; din güzel ahlaktır. Mahlûkat ile geçimli olmaktır; dillikli, gönlü geniş, huzurlu olmaktır.

Hatiç bibim küçükken sık ziyaret ettiğim akrabalarım arasındaydı. Hakikaten severdik, sevilirdik de. Yaşıtımız olan çocukları oyun arkadaşımızdı aynı zamanda. Ama nedense içinde muhabbet ve merhamet mi yok, yoksa bu var da ifade etme sorunu mu yaşıyor bilemiyorum; yoksa yaşadıkları zorluklar onu karamsar mı etti ki sözü çok tok, davranışları itici, kendinden beklenen görgü kurallarında insanı hayal kırıklığına uğratıcı bir hali vardı maalesef. 

Özellikle de oğlu Haydar, kız kardeşimiz Fatma’yı isteyince her şey değişti sanki. Karşı çıkmış, dinletememiş. İki sene sonra kavgaları patlak verdi; kardeşim Fatma ile hiç geçinemedi. Oysa o ailenin ilk gelini olarak, hem de tamamının çok kahırlarını çekmiştir. Haydar Bey, maaşından çok, güreşlerden para kazanan birisiydi. Ama kendisi yoksulluk seviyesinde yaşarken babasına ve bütün kardeşlerine bol bol harcar, yardım ederdi. Onların okumasında ve iş güç sahibi olmasında karı koca olarak bu ikisinin büyük emeği vardır. Ama bunlar ne derece takdir edilmiştir, o başka!

Akraba Ziyaretleri ve Sıla-i Rahim

Babama karşı da soğuktu bibim her nedense. Nice bayramlar gelir geçer, abisi olan babamı ziyaret ettiğini göremezdik. Ben senede birkaç kere ziyaretine giderim, biraz otururum; fakat eski neşeli halini bulamam. Yanına varınca beylik laflar eder.

Örnek mi?

Sen büyük bilir ziyaret edersin, hatırını sayar, selam verir, halini sorarsın. Verdiği cevap buz gibidir:

"Vay, sen bir bibin olduğunu bilir miydin? Vay, sen bu evin yolunu bilir miydin? Nasıl oldu da aklınıza düştük?"

Allah aşkına bibi, misafir böyle mi karşılanır?

Hele bir “hoş geldin” de, hal hatır sor. Sonra varsa bir şikâyetin, usulü dairesinde söyle yani. Biz bunlar içimizden dilimize kadar gelse de tekrar yutar, derdimizi dile getirip cevap vermeyiz. Asla "Sen hiç büyüklerini ziyaret eder misin? Mesela abin olan babamın evinin yolunu bilir misin? İki bayramda bir kere olsun evine varır da bayramını tebrik eder misin? Ne ektin ki ne biçmek istiyorsun? Bari akıllı ol da geleni kaçırma" demeyiz.

Örnekleri çoğaltmanın ne yararı var? Biz bize düşeni yapar, yeteri kadar oturup vakit geçirir, müsaade alır kalkarız. Yine de severiz kendisini, Allah incitmesin.

Mesela hacca gidip gelmişti. Ziyaretine geç de olsa gittim ve haccını tebrik ettim, çok sevindiğimi bildirdim. Ne dedi bilir misiniz? Kırk yıl düşünseniz zannederim sizin aklınıza böyle bir cümle gelmez:

"Ne de olsa sevinirsin tabii! Sonuçta bibin değil miyiz?"

Ne de olsa ha! Demek “Ne de olsa!” ve “sonuçta” ha!

Yahu adamın belini küt diye kıran, bütün moralini bozup atan bu ilginç lafları böyle dâhiyane bir belagat ve üslupla nasıl ve nereden buluyor, hayret doğrusu! Çok edebiyatçının aklına gelmez hani bu ince ayar, alaylı üsluplu cümleler, ifadeler.

Tabii ki sevineceğiz, hacca gidene kim sevinmez? Her Müslüman sevinir. Daha imanımızı kaybetmedik şükür, ne de olsa sevineceğiz tabii!

Sebep Ey

Zaman zaman düşünürüm: "Neden böyle? Acaba bibim bu hallere nasıl geldi? Hayat onu nasıl böyle olumsuz düşünce ve davranışların kör kuyusuna attı?"

Böyle düşündüğümüzde hüzünleniriz. Görürüz ki aslında bibim hayattan çok çekmiştir. Fakirlik, yoksulluk bir yandan; koca tarafından sevgisizlik, saygısızlık, itilmiş kakılmışlık bir yandan belki de onu bu hale getirmiştir. Kocasından hiç bahsetmesek daha iyi olur, çünkü söz açılırsa nerede duracağı belli olmaz. En iyisi hiç konuşmayalım; bizim için ha var, ha yok bir adam. Yalnız bir sözü beni güldürdü: "Yahu koca köyde konuşacak bir adam yok!"

Bu da bir imtihandır işte. Ana babanı sen seçemiyorsun, eş de öyle bir yerde. Bir kaderdir, bir rızıktır; çatlasan da öyledir, patlasan da öyledir. En iyisi “kader” deyip teslim olmak, “bunda da vardır bir hayır” deyip hikmetini anlamaya çalışarak hareket etmek. Şu dünya imtihanını Allah Teâlâ’yı çok severek ve sayarak tamamlamak...

Evet, kaderin o tecellisinde bir hikmet ve maslahat vardır; marifet arayıp onu bulmakta ve mutlu olmaktadır. Bulamıyorsan, “Vardır bir hikmeti” diyerek teslim olup teselli bulmak gerekir.

Vaziyet Güzelleşti

Fakat son yıllarda bibimdeki o olumsuz durumlar değişmeye başladı. Daha sakin, huzurlu ve sevgisini gösterir olmuştu. Son ziyaretlerimde mutluydu; hal hatır soruyor, yanımda neşeyle oturuyor, sorduğum geçmişe dair sorulara iştahla cevap veriyor, sağlığımla ilgileniyor, elinden geldiği kadar maddî ve manevî ikram etmeye çalışıyordu. İçimden çok sevinerek "Bibim eski ayarlarına tekrar dönmüş çok şükür" diyor ve mutlu oluyorum.

Onun da çocukları var. En büyükleri Haydar Bey, yaşıtım ve şimdi dünürüm. Çocukluğumuzdan dünür olmamıza kadar çok iyiydik, kırkından sonra kırıldık. Ali ayrı birer âlemdir; Durdu ise iyi ve efendi bir insandır. “Elkızı” diye takıldığımız hanımefendi bir eşi, hayırlı bildiğimiz çocukları vardır. Celal öğretmen oldu, arada bir karşılaşırız, saygılı birisidir. Mehmet ise bibimin en küçüğüdür, sakin bir hali var. Bibimin kız çocukları da var maşallah, hepsi de evli barklı ve çocukludurlar, dua ediyorum hepsine de.

Maraş Depremi

Nihayet o büyük felaket geldi: 6 Şubat Maraş depremi. Her şey tepetaklak oldu. Hatiç bibimi ve evlatlarından bazılarını depremde kaybettik. Cenazesi geç çıkarılabildi; bulunduğunda kolları sıvanmış, abdest hazırlığında imiş gibiydi. "Teheccüde kalkmıştır" diye düşünüyorum.

Biz depremde enkazda kalan kaynanamı ve eşimi tedavi için Konya’ya gönderdik. Kaynanam orada  vefat etti. Birkaç gün sonra biz de hasta hanımın yanına gittik, Konya’da üç ay misafir kaldık. Allah Teâlâ Konyalı kardeşlerimizden razı olsun, bizi iyi ağırladılar. Bibim ve ailesinin, kardeşim Ali’nin çocuklarının ve başka sevdiklerimizin cesetleri enkazdan çıkarıldığında maalesef burada değildik.

Allah Teâlâ’ya dualar ediyoruz; depremde ölenlere şehit muamelesi yapsın ve cennetine koyarak ikram etsin. Bütün geçmişlerimize de rahmet olsun.