Allah Teâla, insanların biricik Rabbidir. İnsanları yaratmış, çeşitli aşamalardan geçirerek maddî manevî ihtiyaçlarını karşılamış, gönderdiği peygamberler aracılığı ile edep ve terbiyelerini öğreterek onları mutlu kılmak istemiştir. Dolayısıyla ahlakın kuralları, Allah’ın kanunlarıdır. Bunu bize ulaştıran, rehberlik, önderlik ve örneklikle uygulayarak toplumu terbiyeli yaşamaya alıştıranlar ise öncelikle Allah’ın elçileri, yani peygamberlerdir. Bu itibarla ahlakı dinden ayrı düşünmek imkânsızdır. Dinsiz ahlak, temelsiz bina, köksüz ağaç gibidir. Yaptırıcı gücünü kaybeder, bir fantezi, içi dolmayan bir söylem, kuru bir merasim olmaya mahkûm kalır.
Bütün peygamberler, aynı dini, yani İslam dinini anlatmışlardır. İslam, son ve evrensel Peygamber olan efendimizin de dediği gibi, “baştan sona güzel ahlaktır” ve kendisini bizzat Rabbimizin edeplendirdiği bu özel ve güzel rehber insan da zaten bu “güzel ahlakı tamamlamak için” gönderilmiştir.
Bununla beraber bütün milletlerin bilginleri, düşünürleri, siyaset ve sosyologları ahlakı önemsemiş ve kendilerine göre kurallar koymuşlardır. Ancak insan yaratılışına en uygun ahlak ve görgü kurallarını buldukları ve uyguladıkları iddia edilemez. Bu konuda İslam’ın özelliği ve güzelliği, uygulamadaki başarısı ise inkâr olunamaz. İnsanlar, İslam’ı öğrenip yaşadıkları ölçüde ahlaklı olmuşlar, cahillik ve fasıklıkları ölçüsünde de ahlaktan uzaklaşmışlardır. Nasıl böyle olmasın ki, insanı yaratan bizzat Allah’tır. Onun ihtiyaçlarını yaratıcısından daha iyi kim bilebilir?
