Geçmiş olsun Kahramanmaraş, geçmiş olsun aziz milletim…
Kahramanmaraş’ta yaşananlar tam bir faciadır; kelimelerin kifayetsiz kaldığı büyük bir musibettir. “İnna lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”.
Bu ağır imtihanda yitirdiğimiz evlatlarımızın, masumiyetleriyle anne ve babalarına şefaatçi birer cennet kuşu olmalarını temenni ediyorum. Yaralı yavrularımıza acil şifalar, kederli ailelerine ve tüm sevenlerine ise "Sabr-ı Cemil" (en güzel sabrı) diliyorum.
Yaşananların ardından yorumlara baktığımda, maalesef her kafadan bir ses çıktığını görüyorum. Özellikle siyasi tartışmaların sığlığı, acının büyüklüğü karşısında çok yetersiz kalıyor. Benim teklifim şudur: Evet, bu büyük bir musibettir; ancak bunu sadece üç günlük yasımızın içinde tartışmayalım. Evet, daha sonra üzerine derin derin düşünmeliyiz.
Örneğin, 8. sınıf öğrencisi bir çocuğu düşünelim; annesi öğretmen, babası polis… Görünürde hiçbir ekonomik sıkıntıları yokken, hayatları bir anda nasıl bu noktaya geldi? Eğitim sistemimizde ve okullarımızda benzer tablolarla neden karşılaşıyoruz? Bu soruların cevabı, sadece binaların sağlamlığında veya ekonomide değil, toplumsal yapımızın derinliklerinde gizlidir.
Yasımızı vakarla yaşadıktan sonra, durup düşünme vakti olsun. Bilgi sahiplerine kulak verelim. Ne yazık ki uzun zamandır herkes kendi aklını beğeniyor, her konuda ehilmiş gibi konuşuyor ama konunun uzmanlarını, gerçek bilginleri dinlemiyor. Asıl musibetlerden biri de budur: Bilgiye hürmetsizlik ve istişare eksikliği.
Geçmiş olsun Maraş’ım, geçmiş olsun aziz milletim. Rabbim bizlere bu acılardan ders çıkarmayı ve bir daha yaşamamayı nasip etsin.
