Dinimizde iman, ilim, ibadet, fıkıh ve muamelat, helaller, haramlar, ahlak, edep ve terbiye adına anlattıklarımız, dini bir vazife olmakla beraber, aynı zamanda Allah Teâlâ’ya ve O’nun Aziz Resulüne karşı önemli bir tazim ve hürmet gereğidir, sevgi ve itaat borcudur. Ahlak ilmi açısından da mühim bir edep ve terbiyedir.
Bu bakımdan, sadece dinin sahibi Allah Teâlâ ve tebliğcisi Resulullah (sav) Efendimiz Hazretlerine değil, genellikle “şiar, çoğulu: şeâir” dediğimiz dini temsil eden semboller, alametler ve işaretlere de tazim, hürmet, saygı ve sevgi gerekir. Bu da önemli bir dînî ve ahlâkî görev ve terbiyedir.
Dinde Allah tarafından vazedilen, O’na kulluk etmeye vesile olan, saygı gösterilmesi ve korunması gereken belli ibadet, işaret ve semboller “şiâr” kabul edilmiştir. Daha sonraki asırlarda şeâirin alanı daha da genişleterek ibadetlerin yanında Allah’ın kendine has kıldığı ve mânen O’na yaklaşma vesilesi yaptığı, duyularla algılanabilen dinî sembolleri de bu terim içinde kabul edilmiştir. Buna göre en büyük dört şiâr Kur’an, Kâbe, Peygamber ve namazdır. Bunlara saygı göstermek Allah’a saygı göstermek, saygısızlıkta bulunmak O’na saygısızlık yapmak hükmündedir.[1]
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, şeâirin bazen ibadetin kendisiyle, bazen de ibadet edilen yerle ilişkili olabileceğini belirtir; bu bağlamda haccın rükünleri yanında ezanı, cemaatle namazı, cuma ve bayram namazlarını, hatta camileri ve minareleri de dinin şiârları arasında sayar.[2]
Evet, mukaddesata hürmet ve şeaire tazim, dindarlığın en büyük gerekliliklerindendir.
[1] Bkz. DİA, ŞİÂR md. M. Sait Özervarlı, cilt: 39; sayfa: 124.
[2] Bkz. Hak Dini Kur’an Dili, I, 554.
