Bu İslamî terbiyedir. Geçmiş günahlar anlatılmaz. Hatta onları bilen başkaları dahi anlatmamalıdır.
Bir insanın tövbe ettiği eski kötü halini anlatmak ayıptır, günahtır. Bunun hiç faydası yok, ama zararı çoktur. Bir kere günah gizli işlenmişse, Allah Teâlâ’nın onu örtmesi ve tövbe ile affetmesi umulur. Amma tutar da başkasına anlatırsa, bu bir nevi şahit tutmaktır ki eliyle kendini cezaya arz etmektir. O yüzden akılsız insanlar, gizli işledikleri günahlarını dilleriyle ifşa ederler de âlemi kendine şahit tutarak azabı hak ederler.
Sonra bu anlatmalar, o suçları, o günahları bilmeyenlere öğretebilir. Bilip de cesaret edemeyenlere örneklik ederek cesaret kazandırabilir. Bu da o işlenen suçlara sebep olduğundan bir yandan işlenen günahlardan pay sahibi ederken, bir yandan da kötülüklerin yayılmasına hizmet edebilir.
Sonra tövbe etmiş ve iyi olmuş insanlara beslenen hüsnü zannı bozup suizanna sebep olabilir. Sevgiye saygıya zarar verebilir.
Ne gereği var bunların?
Fakat maalesef insanlar bu gereksiz kötü işleri çok yaparlar. Siz birisini seversiniz, hürmet edersiniz. Yanındaki başlar bazen yüzüne beraber, bazen kalkıp gidince gıyabında: “Bakmayın bunun bugün böyle sofu kesildiğine. Oysa geçmişte neler neler yapmazdı ki…”
Buraya kadar tahammül etseniz bile, buradan sonra “mesela…” demeye başladığında “lütfen, tövbe edilmiş eski kötü halleri ve işlenmiş günahları anlatmayınız. Hataları örtmek marifettir. Kardeşimizin kalbini kırmakta, onu üzmekte ne fayda var, zarardan başka? Sen kusurları ört ki, Allah Teâlâ da senin kusurlarını örtsün ve af etsin” demeliyiz.
Bunu söylediğinizde genellikle karşılaşacağınız savunma cümlesi şudur: “Ama ben olanı söylüyorum. Bunu yüzüne de söyleyebilirim”.
O zavallı cahile öğretmek lazım ki “gıybet, adamın işittiğinde hoşuna gitmeyecek olanı gıyabında anlatmaktır. Bu da haram kılınmıştır. Büyük bir günahtır”. Olmayanı söylemek gıybet değil, iftiradır, bühtandır, daha korkunçtur.
Cahil nefsini savunmak adına daha da devam edecek olursa artık çaresiz ya “kes be adam!” diye tavır koymalısınız, ya da oradan kibarca kalkıp gitmelisiniz.
Her neyse, doğru olan da geçmişin tövbesi yapılmış işlerini anlatmamak demiştik. Muhabbet için bu gereklidir. Ancak burada akla şöyle bir soru gelebilir: Acaba tövbe eden adamın kendisi günahlarını unutmalı mıdır, yoksa unutmayıp sürekli korkmalı ve tövbesini yenilemeli midir?
Bu ihtilaflı bir konudur. Her ikisini de tavsiye edenler vardır. Benim kanaatim, cidden tövbesi yapılmış ve kat’iyyen terk edilmiş eski günahları artık unutmak gerekir. Onu hatırlamak ve yeni bir tövbe etmek yerine, onunla geçen zamanı daha iyi bir salih amelle değerlendirmek daha güzel, daha faydalı ve bereketlidir.
Ama ihtilaflı olmayan bir şey varsa o da tövbe eden adamın kendisi veya başkalarının o eski günahlarını anlatmasının günah olduğudur, vebal olduğudur, buna karşı hassas olunmalıdır.
Hatırat yazmanın en tehlikeli yanı da işte budur.
