Bir evde aynı anneden doğan veya ana bir baba ayrı veya baba bir ana ayrı kardeşler olabilir. Bu kardeşlerin aynı evde veya ayrı evlerde yaşasalar bile birbirlerine karşı hakları ve vazifeleri vardır. Bunların yerine getirilmesi, bu muamelelerin dinimizin istek ve yönlendirmesi ile olması gerekir. Bu saadet, huzur ve barışın sebebidir.
Kardeşler ile bir arada yaşamak, cemiyet hayatına bir ön hazırlıktır. Yüzme bilmeyenlerin önce küçük havuz veya derelerde bunu öğrenmeleri gibi, kardeşler de toplumda yaşamayı önce ailede öğrenirler. Hak nedir, vazife nedir orada alışırlar. Bu cemiyet hayatına bir intibaktır. Çünkü birbirlerinden yabancı ve birbirlerinin ruhî yapılarını, genel karakterlerini bilmeyen kimseler, bir bakıma birbirlerine ısınmaları için zamana ihtiyaç hissederler. Hâlbuki kardeşler böyle değildir. Onlar bir çatının altında acı ve tatlı günler geçirmişler, yâni kısacası onlar birbirlerine kenetlenmişlerdir. Sevinçlerinde ve kederlerinde beraber olmaları birbirlerine büyük yardım ve destektir.
İşte bu yüzden kardeşlik hukuk ve adabını korumak gerekir. Basit hâdiseler ve maddî arzular kardeşler ihtilâfa düşmemeli, birbirlerine küsüp uzaklaşmamaları, asla kavga yapmamaları gerekir. Kardeşlerin her birinin aynı zekâ, kabiliyet ve yapıcı güce sahip olacakları söylenemez. Böylece haliyle aralarında maddî ve manevî bir üstünlüğün meydana çıkacağı beklenilecek bir husustur. Bütün bu noktalarda dikkat edilecek husus, haset ve kıskançlıklardan uzak, Allah Teâlâ’nın rızasına uygun şekilde davranmaktır. Zor zamanlarda birbirlerini destek olmada yarışmaktır.
Bunun için bu konularda ve dinin, ahlakın diğer konularında bilgi sahibi olmak, nefsi terbiye etmek çok önemlidir. Ayrıca şu huşulara da dikkat etmek gerekir: Kardeşler ayrı ayrı evlerde oturuyorlarsa sık ziyaretleşmek, birbirlerine gidip gelmek. Maddî imkânları seferber etmek. Kardeşinin iktisadî durumunu düzeltmek, kişinin içtimaî hayattaki mevkiini de düzeltir. Bir kardeşin çocukları gayet debdebeli bir hayat yaşarlarken, diğer kardeşin çocuklarının sefil bir hayat yaşamaları İslâm'ın ve insanlığın kabul edeceği bir yaşama tarzı değildir. Bu durum gitgide aralarında müşterek bir hayat sürdürmüş olan kardeşlerin aralarındaki canlı havanın dağılıp gitmesine ve kırgın kalplerin doğmasına sebep olur. Maddî ve manevî yönden bir kimsenin yalnız kendisini kurtarması bir mâna taşımaz. Bunun yanısıra en yakını da aynı mutluluğun içine sokmak marifettir.
Hayattan babaları ve anneleri göçmüş olan çocukların en büyük kardeşleri evlenirken, kardeşlerinin yaşlarını ve annesiz kalmalarını göz önünde bulundurarak yuva kuracağı kadını buna göre seçmesi gerekir, Hz. Peygamber, Cabir b. Abdullah'a niçin bir kız almadığını sorunca, O'nun babasının, geriye dokuz (yahut yedi) kız bıraktığını, onların işlerini görecek ve onları terbiye edecek birini almasının gerektiğini söyleyince, Hz. Peygamber'in bunu uygun karşıladığı ve tebrik ettiği yukarıda anlatıldı.
[1]
[
Küçük kardeşlerin büyük kardeşlerine saygılı, büyükleri de onlara karşı şefkatli olmalıdırlar.
[2]
Büyük kardeş baba yerindedir: Hz. Peygamber: “Kardeşler için de büyüğün küçüğü üzerindeki hakkı, babanın oğlu üzerindeki hakkı gibidir”
[3]
buyurur.
Bir iş yaparken birbirleriyle istişarede bulunmaları gerekir. Gerçi bu emir, bütün müslümanların birbirlerine karşı yapması gereken bir husustur, ama kardeşler arasında daha bir önem kazanır.
[4]