Hatıralar

Cezbe Ve Nârâ

Kalbim bu kılıçla ikiye mi biçilmişti? Birden yanımda top gibi patlayan bu nara karşısında kendimden geçmişim. Bu müthiş haykırış karşısında korkumdan kitap bir yana ben bir yana savrulmuşum. Ebem koştu ve beni yerden kaldırıp tekrar oturttu. “Korkma yavrum korkma, bir şey yok, bu deli bazen böyle bağırır” diyordu.

Dedemin Gece İbadeti

Ben bu gündüz halini bilirim tabi. Köyün içine önceleri cemaat ile namaz kılmak için camiye giden dedem, giderek ancak Cuma namazı için çıkmaya başladı. Geri kalan hayatı hep böyle tenhada, ya evinde ya da bahçesinde inziva içinde geçerdi.

Dedemin Sohbetleri

Dedem ebeme aşıktı; gençliğinde karşılığı da varmış. Lakin şimdiye gelince bu sevdanın o taraftaki karşılığı ne kadardı, işte orası hep çetin bir bilmece olarak kaldı benim için.

Bu da bana bir hikmeti öğretti; sevgiyi tatlı dil, güler yüz, ikram ve iltifat suyuyla beslemek gerekir. Yoksa o taze fidan kuruyup gidebilir.

O Çardak

O çardakta aman ne hatıralarımız vardı, sormayın gitsin! Demli çaylar orada içilir, elmalar, erikler, üzümler orada yenir, gelen geçen oradan seyredilir, en son havadisler orada yorumlanır, gelin kaynana dırıltıları, komşu kavgaları orada dillendirilir, akrabalar orada toplanarak divan kurulur, misafirler orada ağırlanır, orada bir pir-i faninin anlattıkları zevkle dinlenirdi.

Dedemin Evi

Biz ocağı şömine gibi ısınma amaçlı olarak dedemizin evinde gördük; ocağın üstündeki idareyi de... Tek odalı, toprak damlı, çamur sıvalı evler... Geçen yıllarda irşad ve tebliğ için gezerken, hâlâ ona benzer evleri Koca Sır’da, Galaaya’da (Kale Kaya’da) ve benzeri köylerde görünce içime bir hüzün çökmüştü. Tabii sonraları dedemin de güzel odaları ve sobası oldu. Öğretmen olan emmim, eski evi yıkmadan önüne ekler yaptırmıştı.

Süleymancılar Şaşkına Çevirmişlerdi

Sonra seçimler gelir, hocalarından duyduklarına şaşırırdı. “Yahu bu hocalar Demirel’e evvel mason dediler, şimdi ona oy istiyorlar” derdi. Biz o cemaatin aleyhinde hiç konuşmazdık. Çünkü İslam için çalıştıklarından emindik. Bizi sevmeseler de dine bir zararları yoktu. Bir de düşmanlık, var olan kavgayı körüklemekten başka bir şeye yaramazdı. Üstelik sayıca da çoklardı. Babalarımız bile önceden iyi niyetle onlara hizmet ederdi. Kaldı ki bizim yaşımız çok küçüktü. Büyüklerle ağız dalaşı yakışmazdı. Bir taktik uyguladık. “Niye onları karşımıza alalım ki?” dedik ve duyduklarımızı sükût ile geçiştirdik. Onlar da ister istemez yüzümüze iyi davranmak zorunda kaldılar.

Süleymancılarla İlk Tanışma

“Süleymancılar” denilen Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Merhumun talebeleri bizim köyde çok canlı idi o zamanlar. Dereboğazı köyünde bir Kur’an kursları vardı. Oradan muhite dağılırlardı. O kursun şehirden oraya nasıl taşındığının hikâyesini “Domur Hoca” kitabımızda anlattık, bakılabilir. Dindar bir insan olan Durna Mehmet Emmim de onlarla tanışır ve cemaatlerine katılır, hizmetlerine katkı verirdi.

Durna Mehmet Emmim

Tavukçu Ali emmiye diyor ki, “Durna Mehmet varken korkar,  ezan okuyamazsın, mikrofonun yanına bile yaklaşamazsın”. O da “Ben kimseden korkmam, istesem okurum” diyor. Hatta bir gün kışkırtmalarına dayanamayan Ali emmi “Nasıl okuyamam? Okuyum da gör!” diyerek mikrofonun başında nöbet bekledi. Emmim geldi, şöyle bir durdu, ters ters baktı ama daha fazla bir şey de yapmadı.

Durna Dedemin Kızları 1

Kız çocukları Elif, Kesmeltepe köyüne gelin gider. Biz ona “Güççük Bibi” deriz. Ben maalesef çocukken az bilgimden ötürü yakınlığını takdir edemezdim. Oysa o bizi her gördükçe çok severdi. Ben de hayret ederdim, “Bizi bu kadar niye seviyor?” diye. Bilmemek kötü bir şey! Bir iki kere köyüne gidip ziyaret etmişliğimiz vardır. Aklımda kalan tatlı dilli, güler yüzlü bir hanım oluşudur. Kadere bak ki bir oğluna Çerkez Mehmet emmimizin büyük kızı Emine’yi almış, onun oğluna da Mustafa abim kızı Filiz Hoca Hanımı gelin etmiştir. Soyadları Çayır olan bu aile ile zaman zaman yollarımız kesişir.

Bekir Efendiyi Vururlar      

Geliyorlar ki yaralı adam yok. Kan izlerini takip ediyor ve suya gittiğini anlıyorlar. Koşarak suya vardıklarında sahiden adam orada yatmakta ve can çekişmektedir. Tüfeklerini tekrar doğrultuyorlar.

Rahmetli Bekir Efendi “Yapmayın arkadaşlar. Bak ben sizi tanıyorum. Siz de beni tanıyorsunuz. Aha şu Kızıleniş’te az hayvan gütmedik sizinle. Her neyse, olan oldu. Ben bu yaradan ölmem. Beni vurmanıza gerek yok. Emin olun ben sizi ele vermem. Siz de yok yere katil olmayın” der.

Sayfalar