Hatıralar

DÖNDÜ BİBİM

Lakin bu evlat acısı onun da belini kırdı. Bizim yanımızda gene gülerdi, neşeli dururdu. Ama bağa, bahçeye, ya da görev icabı dağlara gittiğinde “Esmem” diye ağlar gezermiş. Hatta emekli olunca bir iki keçi aldı, onları güderdi dağda bayırda. Biz de onu geçim için yaptığını sanarak garipser, “buna mı kaldı?” derdik.

Ah kafa ah! Ah ucuz yorum, ah basit düşünce ah!

Meğer o dağlara acısını haykırarak ağlamaya, efkâr dağıtmaya gidermiş. Meğer keçi gütme o gidişlerin perdesi imiş.

ESME BİBİM

İki parmağı kesik bibim yaşadığı müddetçe çalıştı. Evini idare etmeyi başardı. Ahir ömründe çalışamaz olunca, başında çocuk da kalmayınca bize daha sık gelmeye başladı. Ailecek bundan memnun olurduk. Yediği üç beş lokma soframızın bereketi idi. Ama zona hastalığından acı çekerdi. Gün geldi, ölüm emareleri belli oldu. Ölümü yaklaşırken özellikle iki çocuğunu çok merak ederdi. Az önce demiştik ya, Allah Teâlâ hiç şüphesiz ondan daha merhametlidir. Onun da bir yazdığı kader var. Hepimizin bir çeşit imtihanı var bu hayatta.

FATMA BİBİM 3

Bir ilginç olay da şöyle yaşadım. Bir gün kapımız çaldı. Baktım, çarşaflı bir bayan. “Bir dakika” deyip çekildim ve hanımıma “sen ilgilen” dedim. Ayaküstü birkaç dakika konuştular. Sonra bayanı içeriye buyur etti hanım. Kadın beni görünce dedi ki:

FATMA BİBİM 2

Belli bir yaştan sonra şehre gitmiş bu yoksul köylü kadını gezme tozma bilmez. Kıyısından derelerin köpürerek aktığı büyük üzüm bağları, içinde her çeşitten meyve ağaçlarını barındıran güzel bahçeleri, cıvıl cıvıl kuş ve bülbül seslerini bırakıp gelmiş, maalesef akşama kadar bir gecekondunun avlusunda bir asmanın altında sinek kovalayarak vakit geçirirdi. Elbette gözleri yolda bir dertleşecek akraba, ya da şimdi bir düş gibi, hayal gibi gelen eski hayatlarını konuşacak bir tanıdık beklerdi. Çok mutlu olurdu böyle birisi gelirse ziyaretine. İlle de babam gelirse…

Fatma Bibim 1

Onların Hartlapdere’de, bizim bağımızın karşısında çok güzel bir bahçeleri vardı. Uzak olmasına rağmen içinde bol sebze ve meyve bulunurdu. Oralarda oynar, dereden balık tutar, bahçeden meyveler yer, üstündeki mağaraya girer ve Kelgaş’a çıkar, şehirden gelecek kamyonları beklerdik. Arkasına tutunup gidecek veya becerebilirsek veya bir yardım görürsek üstüne binecektik. En heyecanlı, en zevkli eğlencelerimizdendi bu.  Bazen ineklerimizi güderdik oralarda. O derenin ve yamaçlarının bin bir hatırası vardır bizlerde. 
 

Kafasına Sıkmadan Önce

Çünkü öfkenin ve aceleciliğin ateşiyle atılan tek bir adım, geriye dönüşü olmayan telafisiz yangınlar çıkarabilir. Hakikat genellikle ilk bakışın arkasında, sabrın ve basiretin süzgecinde saklıdır. Ne yazık ki günümüzde de pek çok insan, olayların aslını astarını araştırmadan ön yargıların kurbanı olabiliyor. Oysa hayat, peşin hükümlerle harcanamayacak kadar kıymetlidir. Öfkeyle kalkıp zararla oturmamak; anlık bir şüphenin kurbanı olup hem başkalarının hem de kendi hayatımızı karartmamak için bize düşen, acele şeytanın dürtüsünü bir kenara bırakıp teenni ile soluklanmaktır.

Saçı Yaş Diye Boşamış

Her neyse, biçare kadınlar bir yük odun getirmişler sırtlarında. Elif hanım “nasıl olsa kocam evde yok. Elim değmişken bir yük daha gideyim oduna” demiş. Sırtıyla evine bir yük odun daha getirmiş. Tabi iyice terlemiş. Çamaşırını bir suya vurmuş. Kendisi de bir banyo yaparak terini atmış. Akşama yakın olmuş bu arada. Yorulmuş, uzanmış yatağına yatmış. Derken erkeği gelmiş eve işinden. Bakmış hanımı yatıyor. Yanına varmış, elini şöyle bir başına atmış. 

Rahmetli Ebem

Ebem iyi bir kadındı bana göre. Anam da iyiydi. Niye anlaşamazlardı bilemem. Hatta ben biraz büyüyüp olayları kavrar olunca gördüğüm geçmişi yalanlardı. Bir araya geldiklerinde öyle kavgaları olmazdı Bir defasında ebem evimizin önünden bahçeye giderken muziplik yaptığımızı hatırlarım kardeşlerimle. Biz koro halinde “Göööde Eeelif” diye tempo tutturduk. Ebem baktı, öfkeli bir şekilde samırdandı, o kadar. Muhakkak anam söyletti zannetmiştir. Hâlbuki hiç alakası yoktu. Anam susun diye kızdı. Fakat ebem bunu nereden bilecekti ki! Biz vaziyetten kendimize vazife çıkarmıştık, o kadar. Demek olaylar her zaman görüldüğü gibi değildi, mesele iyi araştırılırsa, kavgalar baştan önlenebilir.

Aynen Başına Gelmiş

Dedem hasta ve ben askere gideceğim. Babamla vardık yanına ve selam verdik. Babam karşı sedire oturdu. Ben başucuna vardım ve elini öptüm. Bana:

-Aleykumselam evlat, bu kim? Dedi.

İkinci Buluşmamız

Bekledik. Geldi yavaş yavaş nihayet. Tanıştık, sohbet ettik. Bu ziyarete çok sevindi, çok dua etti. Bu arada göz kapakları tersine olarak dışarıya doğru düşmüştü. Gözü ve gözkapakları kıpkırmızı ortada idi.

-Nasıl oldu? Diye sorduk.

Sayfalar