Yazılar

Bize Böyle Öğretmişlerdi

Evet, Bize Böyle öğretmişlerdi.

Demişlerdi ki, yargıç, önündeki kanuna bakar. Kanunda yazılı suç ve ceza neyse, beğense de beğenmese de ona göre davranır. Burada onun aklı, mantığı, duyguları ve hukuk bilgisi çalışmaz. Bunları işe karıştırmaz.

Hatta sanırım Sami Şelçuk idi. Bir tv. konuşmasında uçuk bir misal vermişti. Demişti ki:

Başbakana Dershanelerde Destek

Başbakan Recep Tayip Erdoğan İzmir’de bir konuşma yaptı dershaneler üstüne ve bir yerinde dedi ki:

“Biz akıl sahibi, insaf sahibi, izan sahibi olanları, bu noktada dayanışmaya davet ediyoruz. Hatta bu noktada desteğe davet ediyoruz.”

Değindiği sorunlar şunlardı:

“'Niçin acaba öğrenciler üniversite hazırlık kurslarına giderler? Bunu anlamakta zorlanıyorum.”

“Bakıyorsunuz en güçlü liseden, fen lisesinden, Anadolu lisesinden mezun oluyor, o bile hazırlık kursuna gidiyor, bu bir garabet.”

“Bundan ülkemin kurtulması lazım. Milletçe kurtulmamız lazım.''

“Gündüz İnsan Gece Kurt”

Bu filmi seyretmiş miydiniz?

Gerçi çok işlenen bir konu. Hani adam gündüz insan, ama damarlarında dolaşan bir virüsle gece kurt oluyor. Bundan da müthiş rahatsızdır ama ne yapsın, hastalık işte.

Bizim medyamızda da böyleleri var. Bazen, tabiri caizse “kuzu” gibi o kadar munis, sevecen, anlayışlı, özgürlükçü oluyorlar ki, insan hayret ediyor, gıpta ediyor.

Bazen de o kadar kaba, saldırgan, hak hukuk tanımaz oluyorlar ki, insan yine hayret ediyor ve “bu kurtlar, şu kuzular mıydı?” diye sorası geliyor.

“Gündüz İnsan Gece Kurt”

Bu filmi seyretmiş miydiniz?

Gerçi çok işlenen bir konu. Hani adam gündüz insan, ama damarlarında dolaşan bir virüsle gece kurt oluyor. Bundan da müthiş rahatsızdır ama ne yapsın, hastalık işte.

Bizim medyamızda da böyleleri var. Bazen, tabiri caizse “kuzu” gibi o kadar munis, sevecen, anlayışlı, özgürlükçü oluyorlar ki, insan hayret ediyor, gıpta ediyor.

“Siz Müslüman Değilsiniz”

Evet, aynen böyle diyordu Mesut Yılmaz Avrupa Parlamentosu'ndaki oturumda konuşma yaparken; “Siz Müslüman değilsiniz, bunu anlayamazsınız.”

Adamlar afalladılar tabi. Hıristiyan olmak aptal olmak mı ki anlayamasınlar? Peş peşe itirazlar geldi ama bizimki muzaffer bir komutan edasıyla cevap yetiştirmeye çalışıyordu. Adamlar gerçekten şaşkındılar.

“Darbe” mi? Bir Daha Düşünün

Baştan söyleyelim, “darbe” ölüm demektir, “darbe” kan ve gözyaşı demektir.

Darbe, sorgusuz sualsiz atılan zindanlarda yıllarca “işkence” ve “hakaret” görmek demektir. İnsana hayvanca muameleler yapılması demektir. Anaların, babaların, eşlerin kan kusması demektir. ülkenin yağmalanması, talan edilmesi demektir. Fakirlik, yoksulluk ve yolsuzluk demektir. Bir milletin biribirine düşman edilmesi demektir. O yüzden ”mel’un” diyoruz tüm darbelere. Mel’un, yani lanetli.

Mutabakat Ama Nerde?

Ne oluyoruz? Hukuka saygı nerde kaldı? Devlet ve demokrasi bu kadar ucuz mu? Kişiler ve kurumların değeri yok mu? Kişilikler, haysiyetler, şerefler, izzet ve onurlar bu kadar kolay mı yok sayılır?

Herkes hakkını ve haddini bilmeli. Kim olursa olsun, hangi kurum olursa olsun, kanunların kendilerine vermediği yetkileri, özellikle de bu aziz milletin, düşmanlarına karşı kullansın diye verdiği emanet güce dayanarak, kullanmaya kalkışmamalı. Kimse millete kafa tutamaz. Kısa vadede tutsa da, uzun vadede asla tutamaz.

Meşru Müdafaa Haktır

28 Şubat davulla zurnayla geldi. O günkü iktidar yapısı hükümetin elini kolunu bağlamıştı. Acı bir tecrübeydi yaşanan. O post Modern denilen türden darbe geldi ve maalesef millete kan kusturdu.

Malum Milli Güvenlik Kurulundan çıkınca Başbakan Sayın Necmettin Erbakan doğruca parti başkanlarının yanına gitti. “Demokrasiye müdahale var. Beraber koruyalım” dedi. Onlar ise maalesef “Sana karşı müdahale var, bizi ilgilendirmez” dediler. Kafa yapıları zaten uyuyordu. İşin içinde iktidar beklentisi de vardı. İlkeli davranmadılar. üzerlerine düşeni yapmadılar. Millet de onları affetmedi.

Çirkin Tahrik Ve aşağılık Duygusu

Medya’da çok çirkin ve son derece kirli bir tahrik sağından solundan anlatılıyor. Aslında bu gibi kirliliklerle, çirkinliklerle uğraşmaya değmez ama, siz istemeseniz de üstünüze başınıza sıçrıyor ve ilgilenmek zorunda kalıyorsunuz.

“Şok” Ama Neden?

Evet, gün boyu şok yaşadık.

Gözaltılar sadece yurt içini şok etmedi. Aynı şok dışarıda da yaşandı.

Herkes soruyor: Neler oluyor? Sıra kimde? Onay var mı? Şimdi ne olacak?

Bir soru da benden; bu “şok” niye? Neden şok oluyoruz?

ülkede çetelerin varlığını bilmeyen var mı?

Ya darbe girişimlerini?

Günlerdir, aylardır, hatta yıllardır bunu konuşmadık mı, yazmadık mı?

“Bu işin asker ayağı olduğu gibi, bürokrasi ayağı, üniversite ayağı, iş adamı ayağı, STK ayağı, yargı ayağı… da var” denmedi mi sürekli?

Sayfalar