Yazılar

Şimdi kimi suçluyorsunuz?

Aylar önce şöyle yazmışız: “Bizim sistem de başı sıkışınca hep “Allah” der, “İslam” der, “kardeşlikten” dem vurur. Ya sonra?

İrtica ile mücadeleye devam…

Ülke tedbir alınmazsa adım adım bir cehenneme doğru gidiyor.”

Sistem duymuş da tedbir mi almış?

Yok öyle bir şey!

Aylar önce çare de çözüm de yazılmış, ama ciddiye alan mı var?

“Biz millet olarak İslamsızlığın musibetini yaşıyoruz. O’na dönsek, kurtulacağız.”

Yasak Kınanır Ya Haramlar?

Çağdaşlık ve laiklik iddialarıyla dini kamusal ve sosyal hayattan dışlayan, bütün bir toplumsal yapılanmada dini devre dışı bırakan bir insan veya sistem, mesela sigara, alkol, kumar, faiz gibi haramların, hatta kısmen de olsa zina, eşcinsellik, sevicilik, homoseksüellik gibi normal fıtrata aykırı cinsel sapmaların yer yer zararlı olduğunu kabul etse bile, bunların mesela bir uyuşturucu gibi yasaklanmasını şiddetle reddeder.

Kitap Hastalığı

Ramazan Pak arkadaşım anlatmıştı. Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde okurken, Mahmut Toptaş Hocayla birlikte, o şehirde ilmiyle, özellikle de fıkıh ilmindeki şöhretiyle tanınan ve sevilen bir alimi, Bozkırlı Mehmet Efendiyi ziyarete gitmişler. Hoca şöhreti kadar “büyük” değil, zayıf nahif bir adammış. İlk intiba çok da çekici olmamış galiba.

Kitap Hastalığı

Ramazan Pak arkadaşım anlatmıştı. Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde okurken, Mahmut Toptaş Hocayla birlikte, o şehirde ilmiyle, özellikle de fıkıh ilmindeki şöhretiyle tanınan ve sevilen bir alimi, Bozkırlı Mustafa Efendiyi ziyarete gitmişler. Hoca şöhreti kadar “büyük” değil, zayıf nahif bir adammış. İlk intiba çok da çekici olmamış galiba. (Vefatı 1979)

Siz de Takiyye Yapmayın!..

Şunu herkes bilmeli ki, tabiî, fıtrî, insanî ve dinî değerlerin yasaklanması, bizatihi bir fitnedir. Fite, yani kaos, kafa karışıklığı, düşünce ayrılığı, değerler çatışması, derken ayrılıklar, tefrikalar, bölünmeler, parçalanmalar. Derken karmaşalar, kargaşalar, kavgalar...

“Laiklik, sekülerizm, demokrasi” diyenler, “fitne” ve “kaos” istemiyorlarsa, dini değerleri saygıyla karşılamalı ve asla yok saymamalıdırlar. Kendi inançlarına bağlı kalmayı erdem sayanlar, aynı erdeme başkalarının da sahip olacağını unutmamalıdırlar.

İyi Şeyler Olacak

Evet, yine Sincan gündemde. “İyi şeyler olacak” denildi ya, yüreğimiz ağzımızda, Allah korusun, “yine başımıza ne çoraplar örülecek?” diye korku ve endişeyle bekliyoruz.

Böyledir işler bu ülkede. Bir şeyler iyi gitti mi, ülke biraz ileriye doğru yol aldı mı, mecliste milletin isteği istikametinde güzel şeyler olmaya başladı mı, ya bir yargı skandalı ile sarsılırsınız, ya terör tırmanır birden ve masum canlar kavrulur, ya asker sert bir bildiri yayınlar, nadiren de olsa tanklar yürür güpegündüz şehrin ortasından plan dışı olarak.

Devrimbaza Aldırmayın

Artık iyice anlaşıldı ki, ağzımızla kuş tutsak, kendimizi devrimbazlara sevdiremeyeceğiz. Bizim yaptıklarımız onlara diken gibi batacak ve bangır bangır bağıracaklar.

Aslında onların yaptığı da bize batıyor ama biz “efendilik yaparak” onlar gibi bağırıp çağırmıyoruz. Yanlış mı yapıyoruz yoksa?

İlim Adamı

Bir toplumun temel taşları ilim adamlarıdır. İlim adamlarının açtığı çığırda giderek milletler, hatta bütün insanlık rahat ve huzur içinde yaşarlar.

Eski çağlarda bir alim bütün ilim dallarında uzman olurdu. Mesela bir İbn Sina’yı düşünün. Aklınıza ilk önce hangi yönü gelir?
Eminim bu soruya kimisi “felsefe” diyecektir, kimisi de “tıp” diyecektir. Hatta müzik dahil belki bütün branşlar sayılacaktır ama, İslamî ilimler unutulacaktır. Oysa o her şeyden önce kelamcıdır, fıkıhçıdır, ahlakçıdır.

Asrın Davası İman

İslam’ı bir binaya benzetirsek O’nun temeli iman ve akaid, dört duvarı namaz, oruç, zekat ve hac, çatısı da cihattır.

İman olmadan yapılan bütün işler, son derece yararlı ve değerli olsalar da, Allah tarafından ahirette hiç kıymete alınmayacak ve sahibini sonsuz azaptan kurtarmayacaktır. Belki dünyada sahibine şan ve şöhret, makam ve iktidar, iş ve eş gibi geçici güzellikler getirseler de, onlar bütün bu güzelliklerle iyiliklerini dünyada yiyip bitirdiklerinden, ahirette karşılık adına zırnık alamayacaklardır.

En Büyük Mesele İman

İnanma, kalbin işidir. Kişi kalbiyle inansa ama bunu diliyle ifade ve ikrar etmese, veya imana delalet edecek amelleri açıkça işlemese, Allah katında Müslüman sayılır. Ancak, durumu Müslümanlarca bilinemeyeceği için, kendisine Müslüman uygulaması yapılmaz Haliyle hakkında kafire yapılacak yasalar uygulanır.

Bir insan, inanılması gerekli olan bu esaslara ya inanır, ya inanmaz. İkisi arasında kalan şek, şüphe, tereddüt yok hükmündedir.

Sayfalar